Reklam

Gücümüz Ancak Sokak Köpeklerine Yetiyor - Prf.Dr.Orhan Kural

smaller text tool iconmedium text tool iconlarger text tool icon

Köpeklerin İstanbul’a Türklerle birlikte gelmiş olduğu sanılıyor. Çünkü Bizans döneminde kedilerin hakimiyeti varmış. XIX. yüzyıl sonuna kadar köpekler İstanbul’un yaşayan simgeleri olarak kabul ediliyor...

Sokak köpekleri hep gündemdedir. Daima onlardan hiç hoşlanmayan kesim vardır. Arada bir "kuduz" dedikoduları yayarlar ki, kuduz aşısı ithal edenler iyi para kazansınlar ve insanlar o zavallı köpeklerden daha fazla korkup, her fırsatta onları taşlayıp, sopalarla dövsünler, böylece onları yok etmek için bir fırsat doğsun. Futbolculara her maç için 22000 Amerikan Doları ödeyebilen ülkemiz bu hayvancıklara "atık yemek" bulacak parayı esirger. Oysa sadece fabrika ve hastanelerden artan yiyecekler onlara yeter.

Sokak köpeklerinin hiçbiri kaldırıma pislemez, mutlaka bir ağaç, çalı dibi bulurlar ve sonradan kendi pisliklerini örterler. Ama insanlar tükürdüklerinde veya arabasını çekip bir duvar dibine atığını veya sigara izmaritini bırakınca aynı şeyi yapmıyorlar mı ?

Ümit Sinan Topçuoğlu, sokak köpeklerinin tarihini kaleme almaya karar vermiş. "İstanbul 1987'de sayılı kışlarından birini yaşıyordu. Kar şehir içinde bile bir metreyi aşmıştı. Okullar, işyerleri kapanmıştı. İnsanlar evlerden dışarı çıkamıyorlardı. Kızıltoprak'ta üç katlı apartmanın küçük bahçesinde sevimli bir sokak köpeği kış misafiri olmuştu. Apartmandakiler artan yemeklerini onunla paylaştı. Bembeyaz bir kâbus "kara kış" sokak köpeğinin üzerinden vukuatsız geçti. Bahar geldiğinde kış misafiri, apartmanın kadrolu konuğu olmuştu. Aldığı yemek bedeli bu anlaşmanın iki yanı olduğunu gösteriyordu. Bir gün küçük apartmanın küçük bahçesi gümleyen tüfek sesiyle birlikte kana bulandı. Belediye itlaf ekipleri "şikâyet üzerine, gerekeni yapmışlar." Apartmanın kış misafirini öldürmüşlerdi. Köpeğin apartmandaki en yakın arkadaşı yedi yaşındaki Nazlı Hilal, pencerenin önünde donup kalmıştı. O yaşında bir cinayete tanık oluyordu. Baba Ümit Sinan Topçuoğlu vurulan köpeğin sahipsizliği ile birlikte şimdiye kadar sokaklarda yaşayan binlerce sokak köpeğini düşündü."

Köpeklerin İstanbul'a Türklerle birlikte gelmiş olduğu sanılıyor. Çünkü Bizans döneminde kedilerin hâkimiyeti varmış. XIX. yüzyıl sonuna kadar köpekler İstanbul'un yaşayan simgeleri olarak kabul ediliyor. Eski İstanbul kartpostallarındaki köpeklerin sayısının fazlalığı bu gerçeğin bir kanıtı olarak kabul ediliyor. Bakın daha sonrasını gene “Ümit Sinan” bize nasıl aktarıyor !

İstanbul'da köpeklerlerin başı ilk kez bir İngiliz turist yüzünden belaya giriyor. Galata'da gece yarısı bastonuyla köpeklerden korunmak isteyen yabancı, köpeklerin hücumuna uğruyor. Kaçarken yüksek bir duvardan düşüp ölüyor. Majestelerinin hükümeti Osmanlı'ya ültimatom veriyor. Sultan II. Mahmut da kararını açıklıyor. ‘Sokak köpekleri tez elden toplana, teknelere konula ve Hayırsız Ada'ya bırakıla...’ Operasyon başlıyor. Halk ‘köpekleri bırakın’ diye haykırıyor. Yeniçeri Ocağı'nı dağıtan II. Mahmut kararını geri alıyor.

İkinci büyük köpek toplama harekâtı Sultan Abdülaziz devrinde yaşanıyor. Köpekler toplanıyor, teknelere konulup Hayırsız Ada'ya bırakılıyor. Bu operasyonla eşzamanlı olarak 1865 Eylül’ünde büyük İstanbul yangınlarından biri başlamasın mı? Beyazıt'tan Gedikpaşa'ya evler konaklar kömür oluyor. Halk anında bu felaketin gerekçesini buluyor. Köpekleri toplattınız Allah da cezanızı verdi! Köpekler olsaydı, yangını mutlaka önceden haber verirlerdi. Tekneler yeniden Hayırsız Ada'ya gidiyor, köpekleri yükleyip İstanbul'a geri getiriyor.

Talat Paşa'nın Dahiliye Nazırı olarak görev yaptığı, 1910'da İstanbul'un tarihindeki en büyük köpek itlaf kampanyası başlatılıyor. Köpek toplama ekipleri özel kerpetenlerle hayvanları neresinden yakalarlarsa orasından tutuyorlar. Yine özel köpek toplama arabaları aracılığı ile Tophane'ye getiriyorlar. Oradan da Hayırsız Ada'ya sürgün ediliyorlar. Bu sefer kesin gidiş yapılıyor. Bir daha geri dönmüyorlar." Ancak İstanbul daha sonra şiddetli bir deprem ile uyanır. Taksim'de yürürken bir takım karamsar düşünceler içinde idim. Yol boyunca kaldırımlardaki masalarda oturan, konuşan gülen insanlarla ortak bir yanım olmadığını, yaşadığım dünyaya yabancılaştığımı düşündüm...

Yol boyunca duyduğum sohbet cümlecikleri, abartılmış olduğunu düşündüğüm kahkahalar anlamsız geldi bana bu doku ile paylaşacak bir şeyim, duygum, düşüncem olmadığını sandım. Sonra... Kaldırım kenarında duran bir küçük kız gülümsedi bana bir beyaz köpek yumuşacık patileri ile dokundu, eteklerime süründü. Tanıdığım bir dünyaya, yörüngeme döndüm birden. Kedileri, kafeleri, neşeli çocukları ile Cihangir'deyim. İçimde bulutlar dağıldı, güneş açtı, ben köpeği okşarken küçük kız da onunla sandviçini paylaştı.

Ünlü yazar Mark Twain İstanbul’da sokak köpeklerini görünce şöyle bir not düşer. "Hayatımda hiç bu kadar mahzun bakışlı ve kalbi kırık sokak köpekleri görmedim." O yıllarda köpekleri seven halk sürgün köpeklere her gün sandalla yiyecek götürüyor. Ancak her geçen gün modern yaşamda bu zavallı hayvanlara uygulanan vahşet artıyor. İstanbul Belediye Başkanı sevgiden ve merhametten yoksun Cemil Topuzlu anılarında "30 bin köpek öldürttüğünü" iftiharla anlatıyor. "AIDS Allah’ın eşcinsellere verdiği cezadır" diyebilen Bedrettin Dalan 1987 yılında Milliyet gazetesine verdiği ilanla "25 adet komple köpek itlaf aracı satın alacağını açıkladı." Nasıl olsa köpeklerin sendikası yok, oy potansiyeli yok ve bizler onlardan akıllıyız. Gücünüz ancak onlara geçiyor değil mi? Ama unutmayın ki tarih boyunca ne zaman İstanbul yönetimi köpekleri toptan itlaf ettiyse bu kentin başına büyük bir felaket gelmiştir.

Prof. Dr. Orhan KURAL Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

 

 

Haberi Okumak İçin Tıkla...

Geridönüş(0)
Yorumlar (0)Add Comment

Yorum yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy