Reklam

Ahmet Kemal Şenpolat Yazıları


Warning: imagejpeg() [function.imagejpeg]: Unable to open '/home/haytap/public_html/images/resized/images/stories/hayvanlar/kopekler/otobus_duragi_kopek2_360_480.jpg' for writing: No such file or directory in /home/haytap/public_html/modules/mod_janews/helper.php on line 127

(*) Kime Hizmet Ediyorsun Canım Kardeşim?

(*) Kime Hizmet Ediyorsun Canım Kardeşim?

Eğer ki siz maykıl ceksın dinleyip , hamburger yiyor ve kola tüketip salt Amerikanı kültürünün  beğendiği best seller kitaplarını okuyorsanız , akşamları tv başında dizi filmlere takılıp arada sırada da konuştuğunuz ana diliniz içine İngilizce kelimeler katıyorsanız , türkçelizce dilinize hakim olmuşsa bilinki anglo sakson kültürünün ( Amerika ingilitere ) bu ülkede bir numaralı valisi olmaya adaysınız. İlerde bu ülkede çalışacak sizden daha iyi sömürge valisi olamaz.

Herkesten  önce memleketini satan ( ama sattığının farkına varmayan ) , yabancılarla vatanseverlik uğruna pazarlık yapıp bunu kendi halkına anlatan sizden iyi uşak bulamayacaklarını söyleyeyim. Yüzyılların birikimi ve tarih bize bunu öğretmiştir. O kültürle de yetişince de diğer kültürleri hatta kendi Anadolu kültürünüzü yermek için sizden de iyi devşirme  bulunamaz. Ülkenizi silahla işgal etmek yerine sizin gibi Türkçelizce konuşan , okumamış ama okutulmuş ve hatta üflenmiş daha kim sizden bu görev için seçilmiş kaftan  olabilir ki  ?

 

Çocukluğunuzan beri bu devşirme kültürü aldığınız için , ve  yıllarca bu kopyala yapıştır kültür içinde büyüdüğünüzden tabii ki de diğer tüm sizden olmayan kültürleri aşağılarsınız. Bir Iraklıyı az gelişmiş  olarak yorumlarken , bir Azerbeycanlıya  acıyan gözlerle bakar, bir Çinliyi ötekileştirirsiniz . Bir Çinliyi köpek eti yiyor diye lanetlemeniz siz ineği mideye indirirken çok doğal karşılanır . Çünkü aldığınız kopyala yapıştır  kültür Çin kültürünü aşağılamanızı  emreder.

 Hatta  bu üst kültür (!) aynı zamanda sizden şunu da ister :  Hayvanları doğurt , petshoplarda sat , yaralanan olursa masrafı hayvanın kendisinin maliyetinden fazla olursa uyut ve yenisini daha ucuza al , hatta daha sonra sahibine  mezarlık ve uyutma ilacını yine sat. Ne güzel değil mi ? Win win teorisi. Herkes kazansın. Bu kültürün üzerinden öyle de bir pazar oluştur ki üzerinde milyarlarca dolarlık rant ve artı değer oluşsun. Köpeğine tapan ama zavallı kuzucuğu mideye indiren , ( eat as much as you can”)   tüm Amerikada 9.95US$ a tıkın tıkınabildiğin kadar lokantaları aç. Sonra da  Filipinlileri , Tayvanlıları kedi kızartıp , köpek yiyorlar diye aşağı kültür diye protesto et. Hatta onlara acı.

Hatta merhametin hala hakim olduğu bizim gibi ülkelerde de öldürün bütün sokak köpeklerini , kedilerini sloganlarını yayıp , uygar ülkede sokak hayvanı olmaz martavalını da sallayıp , yukarda bahsettiğmiiz sömürge valilerin vasıtasıyla bunu yaygınlaştır ve kamuoyuna yedire yedire yıllara yayarak benimset. Bu fikrin yerleşmesi için en iyi mücadeleyi de bu devşirme bürokratlara yaptır. Onlar da farkında olmadan gelişmiş ülke kültürünü savunuyorum diye kendi kültürüne ihanet etsin.

 Şadırvanlardaki güvercinlerini , merdivenlerdeki kedilerini , camilerdeki kuş barınma evlerini , sokak satıcılarının peşinden gezen köpeklerini , kurtuluş savaşını kazanan kağnılarını , yük taşıyan eşeklerini unut , bunların hepsi insan sağlığına zararlıdır diyip önce bakımevi  denilen hapishanelere tık ; sonra da uyutacağım  bunları , sokak hayvanı  popülasyonunu ancak öldürerek düşürürüm diye plan program yap. Sonra da o planı bizim gariban bürokrat ya da gasteci Mehmet efendiye sattır.

Tüm bunları yabancılar gelip bizzat anlatsalar vallahi hepimiz ayaklanırız. Lakin bunu kendi içimizden Türkçe konuşan devletin görevlileri vasıtasıyla , imza makamları vasıtasıyla , ko-medyadaki birkaç şan şöhret peşinde gezinen , popülaritesi geçince dikkat çekmek isteyen kalemşorlarla yapınca çaktırmadan kendi anglo sakson kültürünü , hayvan refahı hilesi ile çaktırmadan dayat.

Bak güzel kardeşim. Şu fotoğrafı görüyor musun ? Bir otobüs durağında duran bir zavallı köpekcik. Kimseye zararı yok. Ya da bir ATM makinesi önündeki uyuklayan sahipsiz garibanlar. Hemen yanlarında para çeken insanlar.  Dünyanın neresinde kaldı bu görüntüler ? Senin ülkende yok. Senin ülkende olamadığı için bende de olmasın istiyorsun. Ama benim ülkemde sana inat var olacak bu görüntü. Ben bu görüntüyü gördüğümde çok mutlu oluyorum çünkü benim kültürümde onlarla yüzyıllardan beri beraber yaşamak var.

Zaten hayırsız ada sürgünün  de binlerce hayvanın katli senin Tanzimat kafan nedeniyle ,batılılaşmayı yarım yorumlaman nedeniyle olmadı mı ? Sırf batılılara  yaranmak için İstanbul’da büyük bir katliamı tetikletmedin mi ? Padişahlarımı  ve belediye başkanlarımı kullanarak yaptırmadın mı ? Şu anda da aynısını yapmıyor musun aslında ?

Sen eğer sabırla dayatırsan sermayeni dayattığın gibi kendi  kültürünü , o zaman kazanacaksın bu savaşı . Bunu da biliyorum.  Yani bir daha tıpkı senin ülkende olmadığı gibi benim ülkemde de sokakta ,damda , bacada , otobüs durağında , çeşme önünde kediler köpekler olmayacak  Ama kumar adı altında ilerde  tazı yarışları bile olacak. Yunuslar dolphinariumlarda sergilenecek. İnekler ve tavuklarsa hormon basıla basıla daha çabuk üretilerek midelerimizde yer bulacak. Maymunlar hayvanat bahçelerinde sergilenirken , deney merkezleri can çekişen hayvanlarla dolacak.

Sizlere sesleniyorum ey belediye veterinerleri , belediye başkanları , milletvekilleri , bakanlıkların bürokratları. Eğer ki bu kültürün benim Anadolu kültürüm üzerinde kazanmasını istiyorsanız atın bu zavallıcıkları ormanlara , dağlara taşlara , çaktırmadan öldürün onları bakımevi dediğiniz nazi kamplarında. Ama bilinizki en vatansever geçinen sizler , nutuk üstüne nutuk atan herşeyi bilen sizler , bu fukaraları öldürdüğünüz sürece o sömürge valilerinden hiçbir farkınız kalmayacak. Farkında olmadan onları bu şekilde öldürüp popülasyonu bu şekilde azaltarak bir başka kültürün bizim kültürümüz üzerinde baskın çıkmasına hizmet edeceksiniz.

Maalesef son 20 yılda bu ülkede yüzlerce hayvan satan petshop , bir sürü yunus parkı , açıldı . Halbuki 20 yıl  önce bu kadar değildiler. Belki hiç yoktu. Hepsinin açılmasına gözünüzü kapayarak ya da dolaylı yoldan izin veren mevzuatlarla kapitalist ticaretin palazlanması için izin verdiniz

Size tavsiyem silkinin bir an önce  uyanın. Bu futursuzca ölüm emirlerinizle neye hizmet ettiğinizin bir an önce farkına varın. Hayvan hakkı savunucusu olmanıza gerek yok. Eğer biraz ulusalcı iseniz , vatanseverseniz silkinin çıkın şu narkozdan. O gelişmiş ülkenin akıllı çocukları çaktırmadan sizin ülkenize dayatma yasalar vermesin , dilinize , yasanıza , kültürünüze hakim olmasın , kültür emperyalizmini ülkemizde yaygılaştırmasın , bünyemizin kabul etmeyeceği alışkanlıkları sizin vasıtanızla benim ülkemde  yasal hale getirmesin.

Düşmanla işbirlikçi olmayın. Kendi bağrınızdan çıkan Anadolunun sesini de arada sırada dinleyin. Çünkü bizler kimseden hiçbir menfaat beklemeden karşılıksız olarak okutulmuş ve üflenmiş kültürün bir parçası olamadık. Siz de olmayın .Onların bu yanlışlarına “ uygar toplum “ adına hizmet etmeyin.

Ormana atıyorsan bu zavallıları , öldürüyorsan faydasız diye , açıyorsan yunus parklarını , petshopları , tazı yarışı pistlerini.......  bilki Washingtonun atadığı validen betersin.

Eğer otobüs durağındaki sinmiş bir kediyi köpeği savunuyorsak bilki aslında kedi köpeğin hakkından öte  aslında Anadolu ‘nun kültür emperyalizmine karşı direnişini savunuyoruz biz.

Bu tarafa senin de geçmeni bekleriz canım kardeşim . 03/02/2011


 

 

 

 


In order to read this article in English please click here

Son Güncelleme ( Pazartesi, 13 Haziran 2011 08:04 )

 

Warning: mkdir() [function.mkdir]: Permission denied in /home/haytap/public_html/modules/mod_janews/helper.php on line 108

(*) Turning Off The Tap by Closing The Valve !

(*) Turning Off The Tap by Closing The Valve !

If you please, let’s start the topic by giving a striking example:

Do you know how many dogs are born from a pair of unneutered dogs if you don’t have any control on them? The answer is 5,000 - as much as a little town’s population. Because they know it, they still continue to poison them, or wait them to die in agony at the jail-like pounds into which they were jammed. Are the animals guilty for the increase in their population this way, or does the guilt belong to us who don’t fulfill our duties, kill them and try to make the external world forget about this? If mass poisoning or murdering in the center of the cities was a solution, wouldn’t we have been successful up to now? Is there any municipality that hasn’t brutally killed animals so far?

You don’t even know that when you start killing, instead of 4-5 they can give birth to 10-12 babies anyway to protect its species by nature’s law. In other words, whether you kill or torture them or send them abroad or jam into a pound or dump them in the islands just like our wicked ancestors did, you are incapable of solving the problem.

By the way, should I make a sincere confession to you? Please raise the number from 5,000 to 60,000. 60,000 poor animals in 6 years…on the streets, at the dog pounds, in the traffic accidents…under the poisonous injectors of murder crews…Even neutering cannot cope with this many numbers…in terms of both the costs and the labor…Once more, I want to stress the awfulness of the number that we reached as a result of failing to neuter only two cats or dogs: precisely 60,000! I mean water is streaming down the roof of our house, but we are trying to clean the floor - by murdering, cramming into the pounds, or evacuating from apartments by court decision. Streaming of water is allowed, but there remains no brutality   
that we haven’t employed in order to clean the water on the floor!

SOLUTION:

Our goal is not to upset, complain, or use each other like a wailing wall. We also intend to offer the solution. Let’s keep reading then.

Although the puppies that are smuggled (imported) are sold for $500-$2000, they become a stray dog after a while as a result of the fast reproduction. These lives, which cost $20-$30 on average, are turned into commodities of a large market thanks to the penniless tourists who bring them from the old eastern bloc countries. Poor puppies are smuggled through the borders in airless circumstances, suitcases, and nylon bags, and when they come to the pet-shops, they can immediately find a buyer with the help of their cuteness. The ones that could not are in the streets anyway…and the same fate waits for the ones that are sold. Then you see a St. Bernard dog that is supposed to live in the Swiss Alps turns out to be a street dog in Marmaris. Why? The owner could not handle looking after it. When it was a baby, he satisfied his desires. Then he got bored. He deceived himself saying that it had hair and litter problem, his neighbors did not want, his children could not take care of it, and abandoned it at the door of a shelter or in a warm climate so that it can feed on garbage.

On the other hand, many shelters in Turkey have become official death camps. Don’t we officially pave the way for killing - by keeping them in these places, not allowing volunteers to get in and changing the numbers inside every week?

The number of shelters in Istanbulonly has increased to 40. Despite knowing all these, which conscious person can continue his daily life with his eyes closed as if nothing happened?  They don’t think about what this dog is going to do afterwards. Then voila! Thousands of “pedigree street dogs” ready to be killed…tortured…a reason for the spread of diseases like rabies…moreover a threat to human health.

Besides, you cannot transport abroad whichever dog you want, so think about the harm given by officials, who for the sake of a few dollars bribe made this trade come to this level, to human health because of the diseases such as rabies - let alone animal killings. I mean, look at the market that has been created because the eyes were closed at the customs. The state’s loss from tax is on one hand, illegal importing seems as it were encouraged thanks to the aforementioned carriers. By means of these lives that they are allowed to breed and sell, these ladies’ 1 week long vacations come for free.


Though there are many shelters, pet-shops in Eminönü, Surdibi and big shopping centers invite this business anyhow; whereas the officials that accept the complaints on the issue do not inspect them saying, “No way can we deal with dogs in such a hot weather!” Maybe in the future his own child will be bitten by a street dog and catch rabies, but don’t ever expect this consciousness from him.

On the one hand sell, on the other hand abandon or poison. Make every kind of money on the poor animals in this merciless system, and put the blame on them in any minor incident. This cycle has become an industry, and there appear many merchants (!) earning significant amounts of money through it. Do you think there is any difference between this, and the ones who kill thousands of seals, murder the whales and kill animals for their furs?

There is no sense in neutering alone without having the support of the society, public relations activities, and ensuring the cooperation of the state and non-governmental organizations, because the state unblinkingly kills neutered and ringed animals, too. Then you think it is better not to neuter them. Therefore, without having public support, cooperating with other NGOs, and involving educational activities, our efforts will only result in waste of labor, money and energy.

Beside all these hidden problems, the matter will not be solved with the shelters that have become death and torture camps, either. Due to the illicit import traffic, the tap is flowing down, but we’re still trying to clean the floor. Whom can we tell that instead of devoting our all energy to turn off the valve, we are losing time and energy by correcting the unconscious mistakes of people who call themselves “animal lover” but give harm to animals more than an ordinary citizen does?

Within the small and simple struggles special to human-being, we don’t even want to see the tip of the iceberg. Our “dears” cannot speak, in any case. Who can they complain to whom? 10/06/2009

Attorney At Law·

President of HAYTAP

 

Bu metni Türkçe okumak istiyorsanız lütfen buraya tıklayın

Son Güncelleme ( Pazar, 06 Şubat 2011 21:36 )


Warning: imagejpeg() [function.imagejpeg]: Unable to open '/home/haytap/public_html/images/resized/images/stories/hayvanlar/kopekler/anneyavrukopek2_559_605.jpg' for writing: No such file or directory in /home/haytap/public_html/modules/mod_janews/helper.php on line 127

(*) In Order To Help The Weak

(*) In Order To Help The Weak
A IN ORDER TO HELP  THE WEAK

Fortunately, in recent years, many people have finally learned that the animal protection law is within the scope of misdemeanor law. We are quite proud to see those who as a result of our long efforts back up the significant detail we have been explaining since 2005 on why the law remains missing. Persistently focusing on the same issue and permanently remaining on the agenda by involving all layers of the society in the jobs that are none of our business must be our goals.

In the same way, we have to tell people that patting the heads of the dogs and the cats in front of our doors has no place in this fight. I know that this is not a much acceptable view, but it is certain that our fight for animal rights and environment cannot make progress with this narrow point of view.· Non-governmental organization (NGO) synergy and spirit are absolutely required for a fight to be won on the table.· Unless we can carry this fight from property level to rights level and turn it into an organized NGO, we’ll run around in circles- just like a hamster running in a spinning circle, wasting his energy but going nowhere.

Of course we don’t have any objection against animals that are looked after at doorsteps; however, what we expect from the people joining this fight is their seeing the wide picture and heading for macro activities – meaning that they must be aware of the basic rule that being strong is a prerequisite for helping the weak. Since we can’t be strong alone, from now on, we have to broaden our missing and mistaken viewpoint that we used to hold up to now. And, pursuing this fight with team work and spirit within strong NGOs is the only way through.

We should understand that this actually is a team game. The ones who are not involved in this game may want to hurt our feelings or misguide us. However, it is clear that there is no need to reinvent the wheel. We can’t go one step further without strong NGOs.

It’s impossible for us to bring the animal rights issue to the table in the way it deserves by simply looking after the cats and the dogs in the street, taking our pets to the hairdresser’s, establishing brand pet clubs or loving only our own pets.

 

Let’s face it.

 

Collaboration of people who work together and believe in the same ideal is needed. History also shows that individual works that don’t have a NGO behind cannot go beyond a passing fancy like a flash in the pan.

Unless we are strong, the attitude of state institutions – particularly the municipalities – will be sweeping over our abandoned friends like a panzer with their disproportionate forces. They don’t think twice for using this power whenever they can.

So far, this is the main reason for our inability to prevent the poisonings, killings and dumping in the forests. The guilt is not only theirs but also our own structure’s that could not be organized and institutionalized up to now. 11/09/2010

Attorney At Law·

President of HAYTAP

 

Bu yazıyı Türkçe okumak için lütfen buraya tıklayın

Son Güncelleme ( Perşembe, 02 Haziran 2011 12:43 )


Warning: imagejpeg() [function.imagejpeg]: Unable to open '/home/haytap/public_html/images/resized/images/stories/itlaflar/iznik_itlaf_300_225.jpg' for writing: No such file or directory in /home/haytap/public_html/modules/mod_janews/helper.php on line 127

Acıklı Bir İtlaf Hikayesi - İznik

Acıklı Bir İtlaf Hikayesi - İznik

Sayın İznik Belediye Başkanı  Kadri Eryılmaz,

Öncelikle şunu belirteyim ki bu mektubun tarafınıza ulaşıp ulaşmayacağını bilmiyorum ancak üzerinizde bir etki yaratmayacağını da adım gibi eminim.

 Böyle bir mektubu kaleme almayı hiç istemezdim . Ancak geçtiğimiz hafta sonu İznik’teki evime geldiğime bin pişman ettiniz beni , ailemi ve çevremdeki dostları. Buna ne hakkınız var ve hangi doğa üstü yetkinize dayanarak böyle bir yetkinizi kullanıyorsunuz bilemiyorum.

Siz İznik halkının seçilmiş bir temsilcisiniz …size ve ekiplerinize verilen yetkiler  sonsuz olmayıp ancak onları daha iyi ve daha güzele ulaşmak için o konuma getirilmiş durumda olduğunuzun farkında mısınız ?

Tanrı’nın vermiş olduğu onlarca  canı değil , tek canı bile almaya ne hakkınız ne yetkiniz var diye size soruyorum. Bir ağaç bile kesmek için  sırf bir makamda  bulunuyorsunuz diye hakkınız yok ( dikkat edin yetkiden bahsetmiyorum )  . Size yaptığınızın hukuki olup olmadığından zaten bahsetmiyorum ama böyle bir kararı veremezsiniz. Bunu tüm samimiyetimle söylüyorum.

Dediğim gibi bu mektup beş –on dakika içinde ya bir çöpteki yerini bulacak ya da tüm devlet dairelerindeki düzen gereği gelen evrak – giden evrak kısmında numarasını alıp oradan oraya sürüklenecektir. Bir etkisi , faydası veyahut olumlu yanı olmayacağını belki sizi sinir bile edeceğini biliyorum. Veterinerlikten geldiğinizi en azından biraz mürekkep yalayıp üniversite okuduğunuzu da biliyorum. Buna rağmen özellikle köpekleri imha için giriştiğiniz katliamın çok vahşice olduğunun bilincinde

olmanız gerektiğini düşünüyorum. Üniversitede size en kutsal olan yaşatmayı mı yoksa kısa yoldan problemleri ortadan kaldırmayı mı öğretiyorlar ?

Pazar günü kentin ortasında saatlerce ( dakikalarca değil ) can çekişen , inim inip böğüren hayvancağızı hepinizin özellikle ekibinizin görmesini isterdik. Tüm mahalle , sokak , konu komşu ayağa kalktı. Bilirsiniz hayvanların özellikle köpeklerin ağrı eşikleri çok yüksektir. Belirli bir limite gelmeden bağırmazlar. Bu hayvancağız zehirlenme nedeniyle o kadar bağırdı o kadar inledi ki dayanmak mümkün değildi ..bu kadar mı vahşete ve katliama davetiye çıkarmaya hazırsınız ? bu mu ilkel çözümünüz ?  bu zihniyet bu bakış açısı çok yakında güzelim tarihi İznik’i de bu dar bakış açısıyla nice imar kıyımlarına , nice SIT bozgunlarına nice kural tanımazlıklara da götüreceğinden adım gibi eminim. Çünkü kısa yoldan , zahmetsiz , bilimsiz çözümler sizlerin hakkında böyle düşünmemi gerektiriyor. Biz sizlere neyi teslim ediyoruz , siz neler yapıyorsunuz ?  Hangi doğa-üstü güç size bunu veriyor çok merak ediyorum.

Pazar sabahnın köründe tüm tepkileri gözönüne de alarak zavallı hayvancağızı kurtarmak için büyük bir cesaretle özel telefonundan aradığımız  veterineri , hayvanı kurtarmak için gerekli iğneleri yaptırdığımızdan ve çevredeki insanların çaresiz bakışlarını , çocukların gözlerindeki o korkuyu burada anlatmak istemiyorum. Ama bir inleyiş düşünün ki aya sofyaya açılan ana cadde neredeyse bu yaptığınız vahşeti izledi ..zehirlemek bu kadar mı merhamet duvarlarınızı ördü ? zavallı böğürmekten beti benzi soldu , ağzından gelen köpükler , nefes almakta zorlanan vücut adeta beni kurtarın ya da öldürün diye inim inledi…

Tüm çabalarımız maalesef bir çöp kamyonunun ve oradaki ilkel düşünceli insanlarca az kaldı arabanın makinesinde yok olacakken aynı çöp kamyonu ile  hayvanı ıssız bir yere götürmey ikna edip  acılarının ya da zehrin geçmesini bekledik. İnanırmısınız 400-500metre uzaktaki evimize kadar hayvancağızın havlama ve bağırarak eşinme sesleri geldi. Size yapılan vahşetin , kıyımın , zalimliğin ve acımasılığın boyutunu anlatmaya çalışıyorum.

Öğleden sonra saat  3 olduğunda hayvanın zeytin altında yatmakta olduğu yer tepinmekten eşinmekten çukur olmuştu. Düşünebiliyor musunuz (belki de farkında olmadan) verdiğiniz işkenceyi ? yattığı yerden bir can,  yeri tek bacağı ile ne kadar derinleştirebilir ? Kafasıyla diliyle ne kadar kazabilir ? bir CAN dan bahsediyorum size ama veteriner olmanız maalesef verdiğiniz emir ya da farkında olmadan emriniz altında çalışan insanların bakış açısı bunu anlayabilir mi ? hissedebilir mi ?

Maalesef daha sonraki saatler bir türlü hayvancağızı iyileştirmediği gibi küçük kasabada tekrar bir veteriner bulup uyutamadık çünkü adamcağız köylerden birine gitmişti. Kendim iğne yapıp uyutacağım ama eczane bana verir mi zehiri , narkozu ? Sizin uzun uzadıya zamanınızı almak istemiyorum..eminim yapacak bir ton evrak işiniz , ihaleleriniz , toplantılarınız  vardır. Sonuçta burada can çekişen bir canı kurtarmak için kentin bilinmeyen köşesinde verilen mücadelenin öyküsünü anlatıyorum. İlginizi çekiyor mu bilmiyorum…mektubun bu köşesine geldiğinizde eminim kendinizi savunacak bir ton da cümle de bulduğunuzdan da acaip eminim..Hatta sabırsızlıkla bana bunları yetiştirmek için fırsatını da kolluyorsunuzdur…Ama hikaye bitmedi…

Akşam üstü olduğunda zar zor veterineri tekrar bulduk ama ne çare ki adamda ne zehir var ne can öldürmek için teşkilat ..bir silahımız yokki bu işkenceyi bir zeytinlikte sona erdirelim , toprakta açılan çukurun derinleşmesini önleyelim bir kabusu kentin bilinmeyen bir köşesinde sona erdirelim…iniltiler , sayıklamalar , havlamalar son bulmuyor , göz yaşlarımız sel oluyor..bir hayvanı bile öldüremiyoruz..sonunda yapılan “kısmi narkoz” saatler sonra ( dakikalar değil ) hayvancağızın en azından ağrısını dindiriyor…ama nefes almasını engellemiyor..veterinerin işi var yetişmek zorunda..biz çaresiz bakıyoruz artık canını versin diye…ama hayvancağız inadına yaşıyor inadına nefes alıyor , inadına direniyor….en sonunda narkozun etkisiyle  tepinmeler ve havlamalar durmuş , dili damağı kup kuru olmuş artık..geçici bir süre rahatlıyor…yalvarıyorum ne olur zehir etki etsin narkoz geçmesin diye..ya geçerse bir-iki saat sonra …

Bir yarım saat sonra aynı çöp arabası geliyor..çöpçülerin bakışları aynı vicdansız bakışlar , aynı mutad ilkellik , aynı ruhsuz duygular..çünkü yatan bir İT …itoğlu it…onlar sabahleyin de haklıydılar..şimdi de dedikleri çıktı…boşuna uğraştık…başından girmeliydi o arabaya..boşuna kıyamet koparıyoruz sabahtan beri….

Dedikleri oldu ve hayvancağız (nefes almaya devam ederken) çöp aracının arkasındaki yerini yerini aldı , …cazgır çıkmıştık onların gözünde ….it için , itin oğlu için koşturduğumuzdan ne haberleri vardı , ne yapılan iğnelerden, ne bulduğumuz veterineri defalarca zeytinliğe getirip götürmelerimizden …....itin oğlu gebermişti… ..o can çekişmezdi çünkü
( onların ) cenab-ı hakları  onu öyle yaratmıştı…

Zabıtaya masumane yapılan küçük şikayetimiz tabii ki kibarca reddoldu..sizler asla böyle bir şey yapmazdınız olsa olsa iğneyle en modern şekilde uyuştururmuşsunuz ,bunu yapanlar köpekten rahatsız olan esnafmış vs vs vs gibi diplomatik ve açık yalan laflar…yani benim seçtiğim benim maaşını vergimle verdiğim adam gözümün içine bakarak bana yalan atıyor utanmadan……….herkes biliyor kimin kimi nasıl katlettiğini…işin daha kötüsü kendilerini buna inandırıyorlar, akıllarınca temize çıkıyorlar….Nasıl bir zehirdir ki bu bir canı 7 saatte can çekiştirip en ızdıraplı anları yaşatıyor ? tam 7 saat bir hayvan can veremiyor …bu kadar mı önünüzü göremeyecek kadar körsünüz diye içimden size sormak geliyor ..buna rağmen mi kendinizi kandırabiliyorsunuz ?

Vahşet olduğunu bildikleri halde buna bile yürekler yetmiyor kabullenmeye..çıkın erkekçe söyleyin “biz katlediyoruz , insanlar can çekişirken işkence görürken hastane koridorlarında ölürken siz bir it için uğraşıyorsunuz” diye..bunu bile demiyor hala inkar ediyorsunuz zehirlediğiniz canlara , gözünüzü kapattıyorsunuz çıplak gerçeklere…

Öte yandan bir AKEPE belediyeciliğini çok da güzel temsil ediyorsunuz gurur duyun demek de lazım…kim bilir ne övgüler de alırsınız eşden dosttan…hele yeni seçildiğinize göre seçimden sonraki ilk icraatınızın ortalıkta can çekişen hayvanlar olması bir veteriner olarak ne kadar da mutlu ediyordur sizi ve ekiplerinizi  !

Ama bana sakın savunma olarak esnaftan,  halktan şikayet var , birileri ısırıldı , kuduz vakası var , halk kendi zehirliyor bunları falan demeyin..size ben değil tüm dünya güler..turist gelsin diye yaptırdığınız pankartlar da çok güzel…emin olun sizin gibi düşünenler orayı da işgal edecek turist olarak gelecektir İznik’e…Bu kafayla bu anlayışla devam edin Nicaea bakın daha ne turistler görecek….

Sizin veteriner olduğunuzu söylüyorlar..umarım parasızlıktan , maddi çıkarlardan dolayı (diğer bir çok yurdum belediye başkanları gibi ) böyle bir umutla gelmemişsnizdir o makama… umarım bu bir yanılgıdır geçici bir kabustur bütün bu olanlar ..hala umut etmek istiyorum, hala güvenmek istiyorum…

Hayvan deyip de geçmeyin……….

( bir veterinere söylüyorum bunu ne acı , ne traji komik !)

Ne olur…… yalvarıyorum size !..

Başka da bir şey gelmiyor elimden .

Geride kalan  saatler süren çaresiz inlemeler , havlamalar , zavallıcığın çöp arabasının arkasından sarkan ayacığı , bizlere çöp arabasından “hoşçakalın teşekkür ederim” diyen ama hala ölmeyen vücudu ve hangi zeytinliğin bilmem neresinde saatler boyunca can çekişme ile açılan çukuru kalıyor…

Saygılar sunamıyorum kusura bakmayın……hala titriyorum çünkü …

Umarım cehennem vardır ve her hak eden de yerini bulacaktır !..   20/04/2004

 

 

 


Bu mektubun yazılış tarihi 2004 yılı olmasına rağmen 2011 yılına geldiğimizde İznik'te başkan dahil değişen hiçbir şey yok.

2010 yılı Aralık ayında çıkmış bir gazete haberi durumu çok güzel özetliyor.


 

Son Güncelleme ( Perşembe, 17 Kasım 2011 19:16 )


Warning: imagejpeg() [function.imagejpeg]: Unable to open '/home/haytap/public_html/images/resized/images/stories/gazete_haberleri/cumhuriyet_2010_bubayramdacanverin_800_1187.jpg' for writing: No such file or directory in /home/haytap/public_html/modules/mod_janews/helper.php on line 127

Bu Bayram da Can Verin - Cumhuriyet

Bu Bayram da Can Verin - Cumhuriyet


Haytap Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Kemal Şenpolat, Kurban Bayramı’ndan önce “Bu bayram can almayın, can verin” diyor. Henüz Kurban Bayramı’nda bağış yapmaya alışkın değiliz, ancak bir hayvanı öldürmek için harcanacak parayla bir çocuğun hayatını kurtarabilir, birkaç çocuğun bilgisayarı olmasını sağlayabilirsiniz. Tabii kurban kesmek bir statü simgesi gibi algılandığından, bu anlayışın yerleşmesi için zamana ve en çok da duyarlılığa ihtiyaç var.

Yine de Şenpolat’a göre bir geçiş dönemindeyiz. O süreç sonunda hayvanların öldürülmesine hiç ortak olunmamasından yana, ancak ille de et yenecekse en azından acısız kesime yönelinmesini istiyor. “Bir hayvan kafası kesildikten sonra en az iki üç dakika daha can çekişiyor” diyor, “İsviçre’de, Avusturya’da acısız kesime geçildi, bizde de olsun diye bekliyoruz. Diyanet de destek verdi nihayet buna. Bunlardan sonra kurban kesmek yerine güvenilen bir kuruma bağış yapma konusunda duyarlılık yaratmaya çalışacağız, bu uzun bir zaman alacak. Çocuklar ölüyor, ete değil, ilaca ihtiyacı var onların. O parayla çok şey değiştirebilir, Doğu’ya kalem, kâğıt gönderebilirsiniz”.

Daha önce bayramda, LÖSEV’le ortak bir kampanya yapmış Haytap, ilaç ve ameliyata muhtaç çocuklar için para toplamış. Kim, bir çocuğa yardım etmenin, bir hayvanı inanç uğruna da olsa öldürmekten daha “sevap” olduğunu söylemez ki? Yine de sokaklarda yaşanan vahşet devam ediyor. Sokaktaki kesimleri engellemek için İstanbul’da cezai yaptırımlar var, ancak ya Türkiye’nin geri kalanında? Üstelik bu yaptırımlar İstanbul’da bile hayvanların işkenceyle, çocukların gözü önünde kesilmesini engelleyemiyor. Tabii sorun sadece Kurban Bayramı değil, Şenpolat’ın gösterdiği rakamlar hayvan zulmüne dair büyük tabloyu çok iyi gösteriyor: “Sadece İstanbul’da her gün 15 ile 20 bin arası inek kesiliyor.” Buna Kurban Bayramı ve kaçak kesimleri de ekleyin.

Bir ineğin hamilelik süresi insanla aynı. Bir batında sadece tek buzağı doğurabiliyor bir inek. “Bu kadar insanın et yemesi için bir ineğin çektiği cefa çok fazla” diyor Şenpolat, “Bir de yavrusunu elinden alıp, gözünün önünde kesiyorlar, insanlar süslü püslü etleri yerken bu vahşeti görmediği için kolaylarına geliyor. Aslında yapılanlar ne vicdanla, ne merhametle bağdaşıyor.”

Haytap’ın hayvanlara zulme karşı cezai yaptırımların ağırlaştırılması için, şu an Meclis’te bekleyen bir yasa önerisi var. Yasa sadece hayvanlara kötü muamelenin kabahatler kanunundan çıkmasından ibaret değil. Şenpolat’ın deyimiyle, “Uçan kuştan hayvanat bahçesindeki zürafaya kadar” hayvan haklarının pek çok faktörünü kapsayan bir yasa bu. “Yurtdışında hayvanlara kötü muamele hapisle cezalandırılıyor. Çünkü bugün kediye işkence yapan yarın toplumun başka bir zayıf halkasına bunu yapabilecek bir potansiyel taşıyordur” diyor Şenpolat. Haklı da. Para cezasıyla kurtulan kötü niyetli insanlara bir şekilde paran varsa istediğini yap, demiş oluyor bu yasa. Hayvan haklarını korumanın yolu, toplumsal duyarlılığı geliştirmekten geçiyor kuşkusuz. Haytap da bunun için uğraşıyor. Şenpolat, “100 yıllık bir gelenek hayvan öldürmek, önce bunu kırmak lazım. Pek çok çözüm varken, hâlâ belediyeler köpek zehirliyor” diyor.

 

Hayvan Zulmü Başkenti: İstanbul

Magdalena Sherk / PETA Almanya

- PETA Almanya, İstanbul’u Hayvan Zulmü Başkenti olarak ödüllendirdi! Çünkü İstanbul’da sahipsiz köpekler hadım edildikten sonra terk ediliyor ya da uzak bir yere bırakılıyor. Buralarda hastalık, açlık ya da yaralanmalar nedeniyle ölüyorlar. Sahipsiz köpekler insan şiddetinin kurbanı olmayı sürdürüyor. Hayvan hakları dernek ve aktivistleri insani doğum kontrol yöntemleri için savaşsalar da ne yazık ki sesleri duyulamıyor.

- Ne yazık ki PETA’nın Türkiye’de resmi olarak bağlı olduğu bir kurum yok. Bu yüzden Türkiye’deki protestolarımızı Almanya’dan koordine ediyoruz. Bizden yardım isteyen Türkiye’deki hayvan hakları dernekleri ve aktivistleriyle sürekli irtibattayız. PETA Almanya, Türkiye’deki sahipsiz hayvanlar konusunda yıllardır aktif. Bu konuda Almanya’da, Fransa’da, Belçika’da pek çok protesto yaptık. Tarkan, Michael Fink ve Fabian Ernst gibi birkaç ünlü de Türkiye’deki sahipsiz hayvanların hakları için düzenlendiğimiz kampanyalarda destek verdi. 2004’te Türkiye’de yürürlüğe giren hayvan hakları yasasının en büyük sorunu uygulanmaması ve yasaya uymayanların nadir cezalandırılmaları. PETA Almanya, Türkiye’ye son olarak sahipsiz hayvanların nüfuslarının aşırı artışının yasada belirtilen insani rakamlara indirgenmesi konusunda çağrı yaptı. Bununla birlikte vahşi cana kıyımların tamamen durdurulması ve yasaklanması için çalışıyoruz. Hayvanları yaşadıkları yerden alıp başka bir yere terk eden belediyelerin cezalandırılmaları çok önemli. Otoritelere, daha önce bölgelere bıraktıkları hayvanların bakımını üstlenmeleri, petshop’larda kedi ve köpeklerin satılmasını, çiftliklerde üretilmelerini engellemeleri ve hayvan haklarını ihlal edenlere uygulanan yaptırımların çok daha katı olması konusunda baskı yapıyoruz.

- Hayvan haklarını korumak çok zor değil. Günümüzde, vejetaryen ya da vegan olmak deri ya da kürk giymekten daha kolay. Eğer bir hayvan almaya niyetliyseniz barınaklardan alın. Ayrıca hayvanlara zulme tanık olduğumuzda ses çıkarmalıyız. Hayvanların ve insanların uyum içinde yaşadığı bir dünya mümkün. Tabii insanlar hayvanların da acı çekmeden rahatça yaşayabilme hakkının olduğunu kabul ederse! l

 

İnsan olmayan her hayvan ölümü hak eder!

Sokaklar iki gün sonra yeniden kana bulanacak, çünkü “kurban” bayramı yaklaşıyor. Aslında kurbana da gerek yok, sadece İstanbul’da her gün 15-20 bin inek kesiliyor. Dahası da var; kozmetik ürünleri için yapılan vahşi deneylerin, damak tadımız için işkencehaneleri aratmayan çiftliklerde yetiştirilmenin, güzel görünmek için üretilen giysilerin, yalnızlaşmış şehir insanının “sevgi” ihtiyacını giderme zorunluluğunun, sokakların sebepsiz şiddetinin mağduru hep onlar; hayvanlar. Peki neden hayvanları öldürme, onların haklarını elinden alma hakkımız olduğunu düşünüyoruz?

“Hayvanlar ve insanlar aynı şekilde ıstırap çeker ve ölürler… Çekilen acı aynı, kan dökülmesi aynı, ölümün kokusu aynı, yaşamın küstahça, acımasızca, zalimce çekip alınışı aynı… Bunun bir parçası olmak zorunda değiliz.”

Dick Gregory

Yine de çoğumuz bunun bir parçası olmaktan memnunuz. Her yıl, dini gerekçelerle sokaklardan yükselen kan ve ölüm kokusu da bunun göstergesi değil mi? İki gün sonra sokaklar yeniden kana ve ete kesecek, ama ne katliamdan bahsedilecek, ne de hayvan haklarından. Konuşmalar ya ekonomik krizin vurduğu kurbanlık satışlarıyla ya da daha modern katletme biçimleriyle sınırlı kalacak. Oysa hayvan haklarının en çok çiğnendiği yer, mutfaklar, süpermarketler, alışveriş merkezleri. Hayvanlara karşı suçumuz bununla sınırlı değil. Her yıl dünyada 50 milyon hayvanın kürk için öldürüldüğünü biliyor muydunuz? Sadece İstanbul'da her gün 15-20 bin inek kesildiğinden haberiniz var mı? Gözümüze sürdüğümüz rimel için kaç tavşan kör oldu, kim bilir. Ya biz kassız, yumuşak bir antrikot yiyebilelim diye kaç dana bir milim bile hareket edemeyeceği bir mekânda yetiştiriliyor? Kaç maymun bizi güldürmek için sirklerdeki işkencelerin mağduru? Evcil hayvanlara biçilen, yalnızlaşmış şehir insanının “sevgi” ihtiyacını giderme görevi de cabası. Üstelik hayvan hakları, en adil, eşitlikçi insanların bile kolayca çiğnediği hakların başında geliyor. PETA’nın geçen ay İstanbul’u Hayvan Zulmü Başkenti ilan etmesi boşa değil. Peki neden hayvanları öldürme, haklarını ellerinden alma hakkımız olduğunu düşünüyoruz? Yanıtı felsefeci Peter Singer “Hayvan Özgürleşmesi” kitabında; “tür ayrımcılığı” kavramıyla anlatıyor. “Bizim türümüzden olmamaları, onları köle yapma ve onlara her istediğimizi yapabilme hakkını vermez” diyor Singer, “Bunun erkeklerin kadınlardan güçlü, Almanların diğer ırklardan üstün olduklarını iddia etmekten ne farkı var? Kadın özgürleşmesinde hakları elinde tutanlar erkekler, siyah özgürleşmesinde ise beyazlar. Hayvan özgürleşmesinde daha zor bir durum söz konusu, çünkü burada tüm insanların içinde olduğu bir çıkar ilişkisi bulunuyor. Bu da durumu daha da zorlaştırıyor tabii”.





14 Kasım 2010 Pazar

 


Son Güncelleme ( Çarşamba, 02 Kasım 2011 12:46 )

Sayfa 2 > 25

www.mujo.in Blog | Güncel Bilgi, Haber, Müzik, Oyun, Film, Dizi, Fragman izle www.cyber-attackers.org Cyber Attackers Team Black Hats Community Turkish Hackers