Reklam

Ahmet Kemal Şenpolat Yazıları


Warning: imagejpeg() [function.imagejpeg]: Unable to open '/home/haytap/public_html/images/resized/images/stories/haberturk/yabanhayat_hbertrk_800_640.jpg' for writing: Permission denied in /home/haytap/public_html/modules/mod_janews/helper.php on line 127

3. Köprüye HAYIR !

3. Köprüye HAYIR !


 

İnatlaşmaya binen Istanbul’a 3. köprü yapılsın mı yapılmasın tartışmalarına , haklarını savunduğumuz canlar açısından neden kimse bir pencere açmıyor. Neden onların yaşam alanlarının elinden alınması için insanoğlu kendinde doğal yaşam ortamlarını “gasp etme ” yetkisini elinde bulundurur ?

 

Yani sincapların , tilkilerin , kuşların , kaplumbağaların  , leyleklerin  yaşamış oldukları alanlar için neden eko sistemin bozulabilecek dengesi de tartışılmıyor ?

 

Anımsayın 2. köprü yapılmadan önce şu anda çevre yollarının geçtiği bölgelerin çoğu su havzası idi , ormanlık alanlar idi. Ne zaman köprü yapıldı hemen devamında  çevre yollarının kenarlarındaki tüm alanlar imara açılarak yağmalandı.

 

Aslında köprü köprü dedikleri , işte bu çevre yolları ve onun sonucunda civarındaki yeşil alanların ve su havzalarının imara açılması . Tüm kavga bu yüzden. Yoksa köprü boğazın üstünden geçmiş geçmemiş o kadar da önemli değil hani. Çünkü Türkiye otoban kenarına sıfırdan imar veren ender ülkelerden . Oysa gelişmiş ülkelerde yolların geçtiği alanlara bu kadar yakından imara , yapılaşmaya , betona , kaçak yapıya göz yumulmaz. E5 karayolu ve TEM bu imara açılma sonucu transit yol olma özelliği kaybettirildi , burada giderken etrafı binalarla çevrili adeta bir sokak ya da cadde içinde gitiğinizi görmek artık şaşırtıcı değil.

 

Oysa , istanbula insan ve araç nufusunun bu yolla çekilmesi , aslında doğal ortamı  ve ekosistem yaşama tarzı kendi elimizle yok ettiğimizin kanıtı ve hala kimse bunu görmek istemiyor.

 

Şu andaki mevcut göl havzaları ve ormanlık alanlar bile 15 milyonluk nufusun ihtiyaçlarını karşılamaktan çok uzakken nerede kaldı oradaki yaban hayatının sürdürülebilirliğini sağlamak ? Kaldıki , şunu da unutmayın. İstanbul belediyelerinin hala çoğunluğu , sokak hayvanlarını özellikle bu ormanlık alanlara kamyonlarla atıyorlar…O zavallıcıkların ormanda yaşayabileceklerini düşünüyor ve onları açlığa terk ediyorlar..3. köprüye onay vermek ekosistemi telafisi imkansız ve güç zararların meydana geleceği bir dünyaya kapı aralanıyor.  Halbuki sadece hayvanların  değil insanların yaşam kalitesi bu kararla düşüyor . Onlar da gözlemlediğimiz her olumsuz etki aslında biz insanlara da daha sonra etkisini göstereği kesin. Yani onlar yok oluyorsa , biz de aynı şekilde acıyla , havasızlıkla , kanserle yok oluyoruz.

 

Raylı sistemlere öncelik tanımamak  ya da transit yol diye tutturup aslında çevre yolları vasıtasıyla rant sağlamak , İstanbul’un o kendine has çevresel dokusunu bozduğu gibi , yaban hayatından uzak , betonlara hapsedilmiş , hayvanları sadece kafesler arkasından görebileceğiniz , yüzyıllık ağaçların kesilip yok olduğu bir dünyaya bizleri son hızla götürüyor.

 

Dostlarımız haykırıyor . 3 . ve 4. köprülere izin vererek aslında onların da yaşam alanlarını , onların çektiği acıyı sanki başımıza gelmeyecekmiş gibi sorgulamadan avantajlı ırk özelliğimize dayanarak kaldırıyoruz. 

 

Zaten onları uzaklara öteleye öteleye yaşayacak alanları , nefes alacak , su içecek , dinlenecek bölgeleri de kalmadı . 

 

Siyasiler  İstanbula iz bırakacak  diye  , buna hakkımız var mı ?  Raylı sistemler dururken , petrole bağımlı ekonomi , küresel ısınmaya daha katkı sağlamayacak mı ?

 

Kutup ayılarının yok olması , buzulların erimesi ,  ozonun delinmesi sanki bizim sorunumuz değil mi ?




HABERTURK 26/09/2009 

 

Son Güncelleme ( Perşembe, 17 Kasım 2011 12:25 )

 

Warning: mkdir() [function.mkdir]: Permission denied in /home/haytap/public_html/modules/mod_janews/helper.php on line 108

Trafik Kazasından Kurtulma Şansları 3 Lira..

Trafik Kazasından Kurtulma Şansları  3 Lira..

Türkiye’nin sokak hayvanları ile ilgili yaşamış olduğu dramatik gerçeklerden en önemlilerinden bir tanesi de sokaklarda , otoyollarda hayvanların trafik kazası sonucu yaralanması ve saatlerce can çekişerek ölmesidir.

Her ne kadar federasyon olarak meclise vermiş olduğumuz yasa teklifinde bu maddeyi kazayı yapan kişinin ehliyetine bir yıl süreyle el koyma şekilde değişmesini söylemişsek de aslında yasanın değişmesini beklemek biraz hayalcilik olur. İnsanların o moral ve etik düzeye gelmesini  bekleyene kadar daha akılcı ve pratik bir yol daha vardır : SİGORTA SİSTEMİmize bu riski de dahil etmek. Teminat kapsamına almak.

Bildiğiniz üzere her araç kullananın yaptırmak zorunda olduğu bir sigorta vardır. Buna zorunlu mali sorumluluk sigortası denir ( ZMSS) . Halk arasında zorunlu sigorta olarak geçer.

Kasko denilen sigorta çeşidi isteğe bağlı olup bu ancak kendi aracınızda meydana gelen hasarın tazminine yöneliktir. Onun için isteğe bağlı tutulmuştur. Ancak zorunlu sigorta ise sizin zarar verdiğiniz üçüncü şahsın zarar ve ziyanını ödemeye yöneliktir. O nedenle sizin gerek trafik alanından kaçmamanız gerekse karşı tarafın teminatını garantiye almak için de böyle bir sigorta zorunlu olarak yaptırılmadan aracınız trafiğe çıkamaz hatta yakalanırsanız aracınız trafik polisi tarafından bağlanır. Ciddi de cezası vardır. Rüşvetle falan da kurtulamazsınız. ZMSS olmadan  serseri mayın gibi trafikte gezenden farkınız kalmayacağı için iş sıkı tutulur.  Kaza yaptığınızda , suçsuz olan karşı tarafın hastane masraflarını bile ödeyemez durumda kalabilirsiniz.

İşte belki de bizim sigorta reasürans birliğinden talep etmemiz gereken yegane istem bu ZMSS içine hayvanlara trafik kazası sonucu verilecek zararın bu teminat kapsamına alınmasıdır. Yani , sokak köpeğine çarpan da , ineğe aracı ile vuran da , atın ayağını trafik kazası sonucu kıran da bu ZMSS sayesinde , hayvanın tüm veteriner , tedavi masraflarını karşılaması garanti altına alınır. Dolayısıyla kaza yapan kişi de masraflara katlanmamak gibi bir yükümlüğe maruz kalmayacağından onu en yakın veterinere götürebilir. Çünkü masraflar için cebinden para çıkmayacaktır. Önceden zorunlu olarak “zaten” satın almış olduğu poliçe bu teminatı kapsayacaktır.


ürkiye’de yaklaşık 14 milyona yakın araç vardır. Hepsinin de hayvana çarptığı söylenemez. Sigorta bir istatistik bilimidir. Dolayısıyla bu kadar araç için ödenecek prim miktarı en fazla üç ya da dört lira arttığında en azından böyle bir risk de teminat altına alınmış olur. Kaza yapan kaçsa bile , sigorta kapsamında olduğu için , hayvanın acı çekmesi önlenir , ameliyat olması sağlanır. Çünkü mali külfet zaten önceden satın alınmış ZMSS üzerinde olacaktır. İstatistiksel olarak da bu durumla çok karşılaşılmayacağı ve araç sayısının çok olduğu düşünülecek olursa yükselecek prim miktarının üç liradan ( iki dolar) fazla olacağını sanmıyorum. Zaten ortalama bir ZMSS poliçesi 200 lira civarındadır. Primi ödeyen açısından da 200  lira ile 203 lira arasında da fark olmayacaktır.

Şimdi gelelim zurnanın zırt dediği yere. Bu değişiklik nasıl olacak ? Kim yapacak ?

Sigorta şirketleri ise durup dururken böyle bir teminatı poliçe içine koymazlar. Bununla ilgili yasal mevzuat değişikliğinin yanı sıra ciddi bir halkla ilişkiler çalışması ve lobicilik faaliyeti sürdürülmeli , yaşadığımız bu olaylar anlatılmalıdır.

Dikkat ederseniz çoğu yazışmalarımız kendi içinde kapalı gruplar arasında  devam etmekte ancak bizlerin , sizlerin çektiği sıkıntılar dış dünyaya ancak medyatik bir olay olduğunda , ya da gündemde bir şey kalmadığında devreye girmektedir. Yani kendi kendimize konuşmakta , kendi kendimize propaganda yapmakta , kendi kendimize lanet okumaktan , dış dünyaya yaşanan bu ve benzeri olayları anlatmakta zorlandığımız bir gerçektir.

Dolayısıyla yıllardan beri anlatmaya çalıştığımız noktaya yine ve yeniden geliyrouz. Önce örgütleneceğiz , son günlerin popüler kelimesi ile “kurumsallaşacağız” ve bu şirketler üzerinde baskı grupları oluşturup , teminat içine bunun girmesi için aylarca belki yıllarca ısrarlı bir şekilde çalışacağız. Hatta sadece bununla ilgilenen bir ekip oluşturacağız. Başından sonuna kadar , afişinden yazışmasına , toplantılarından televizyon sunumlarına kadar bu takım işi götürecek , takipçi olacak. yani örgütlenmeden , güçlü bir ses olmadan ne bu istemimizi , ne başka istemlerimizi devlete ya da özel şirketlere kabul etmek olası değildir.

İşte o zaman aslında 2-3 lira gibi ucuz , fakat bizler için özünde çok pahalı bir teminatla belki hiç görmediğimiz yüzlerce sessiz sesin çığlığını , neşeli kuyruk sallamalara dönüştüreceğiz. Can çekişien muhakkak  sokaklarda ya da bakımevlerinde gördüğünüz hayvancıklar değildir .

Türkiye'de ulaşamadığımız o kadar yerleşim vardır ki ; ulaşamadğımız , göremediğimiz , dokunamadığımız hayvanların da dermanı olduğumuzda asıl mutluluk o olacaktır. HAYTAP 'ın resmin bütününe bakma , makro çalışmalara yönelmesinin altında yatan ruh da zaten budur.  Sivil toplum örgütü olarak güçlendikçe devlet kurumları üzerindeki baskı kurma ve lobicilik yapma faaliyetleriniz daha çok artacaktır. Sigorta sisteminin de yukardan vahiy gelerek değiştirilemeyeceğine göre bizlerin sizlerin bu konuda da baskısının artmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Ancak o zaman yollarda can çekişen canlarımız için çözüm kapıları aralanacaktır.  10/12/2008

 




HAYTAP Hayvan Hakları Federasyonu
Yönetim Kurulu Başkanı

27 Kasım 2010


 


 

KONUYLA İLGİLİ CNNTURK TV KANALINDA YAYINLANAN PROGRAMI İZLEMEK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN.

Son Güncelleme ( Cuma, 09 Aralık 2011 16:00 )


Warning: imagejpeg() [function.imagejpeg]: Unable to open '/home/haytap/public_html/images/resized/images/stories/barinaklar/bahcesehirsel_hayvanlar1_600_401.jpg' for writing: Permission denied in /home/haytap/public_html/modules/mod_janews/helper.php on line 127

Selden Çıkaracağımız Önemli Ders !

Selden Çıkaracağımız Önemli Ders !


Türkiye’de hayvanları belediyeler kurtarmaz.

Eğer kurtarırsa orada mutlaka tesadüfen bizim gibi iyiniyetli hayvan dostları memurlar vardır. Genelde de bu kişileri zaten masa başlarında pek bulamazsınız. Diğerleri de ya bilgisayar başında chat yaparlar , ya tetris oynarlar ya da akşam eve kendilerini götürecek servis saatlerini beklediğini görürsünüz. Çoğunun hayvanları kurtarmak , korumak görev yetkileri dahilinde olsa bile , sonuçta onlar "öteki" olduğu için ve şikayet edemeyecekleri için kimsenin umrunda değildir. Yazılı yanıtları sorumluluktan kaçınacak şekilde diplomatiktir.

O zaman hayvanları yine o bataklıktan ,zehirden , çamurdan kurtaracak ekip ya profesyonel ekiplerdir ya da bu konuda eğitilmiş gönüllülerdir.

Bu sel felaketinden çıkarılacak en büyük ders kanımca bu olmalıdır.

Bizim de maalesef halen böyle bir ekibimiz yoktur. ( gerçi bir zamanlar ambulansımız da yoktu )

Bir sonraki felakete canavar gibi hazır ,  fazla değil on kişilik örgütlenmiş aktif destek grubu ile bunu başarılabilir. On kişilik komando ekibi gibi.

Maalesef bu ekibi bugüne kadar kuramadık. Gerek parasızlıktan , gerekse halen devam eden dernekler arası etiketlenmeden ve insanların bibirine karşı önyargısından.  Hatta hayvansevmesine rağmen bu kişilerin  birbirine güvensizliğinden ve karalamasından.

Halbuki on kişilik örgütlü ve eğitilmiş  bir "aktif destek grubu" olmuş olsaydı acil olarak olay yerine intikal eder , internet üzerinden gelen var mı diye bilinçli bilinçsiz herkesi oraya çağırmaz , barınağa bile hayatında gitmemiş kişiler ele ayağa dolanmaz ,  gereksiz bir koordinasyon ve iletişim kopukluğu olmazdı diye düşünüyorum.

İyiniyetli arkadaşlarımızın gerçekten gecenin o vaktinde elini öpmek lazım. Büyük çaba gösterdiler. Ama emin olun onlardan bile çoğu bir kaç ay sonrasına aramızda kalmayacaklar. Yine bizbize kalacağız. Herkesin Bahçeşehir'e odaklanmasının nedeni çaresizlikten olduğunu da kabul etmemiz gerekiyor.

Ancak , orada bulunan suyun kimyasal atıklar nedeniyle zehirli olma olasılığından tutun , suya elektirik akımının karışmasına kadar bir çok tedbir panik nedeniyle göz ardı bile edildiğinden eminim . Ve daha büyük bir felaketin eşiginden de döndüğümüz için kendimizi şanslı kabul etmemiz gerekir.  Bu da açıkçası "şans" olarak değerlendirilmeli. Hele bir önemli konu daha var ki ondan şu anda bahsetmek bile istemiyorum , umarım kimse de bu toz duman arasında farkına varmaz ve unutulup gider.

Özetleyecek olursak bu olaydan acil olarak ders çıkarıp öncelikle büyük illerde acil kurtarma ekibi oluşturmamız ve işi ehline bırakmamız gerekmektedir. Yani olay meydana geldiğinde bu arkadaşlarımız ne malzeme , ne araç , ne iletişim gibi sorunlarla karşılaşmamalı , tahliye planından hayvanların nakil edileceği yerlere kadar ön provalarının aylar öncesinden yapılması gereklidir.

Bu ekipte çalışacak  kişiler hangi derneğe ya da semte ait olursa olsun bu iş ekip işidir ve acil olarak bunun kurulması gerekli , hatta bunun için de özel bütçe oluşturulmalıdır.

Ben , şahsen dışardan olaylara bakan biri olarak çıkarttığım tek ders bu olmuştur. Yoksa diğer felaketlerde de başımıza gelecek kaçınılmaz son yine bu olacaktır.

Istanbul nasılki depremeden , sellerden on yıl sonra bile ders almadı , bari bizler bu son sel olayını bahane edip artık ekip olarak çalışabilmek ve hatta o ekibe de ne olursa olsun güvenebilmek ve her zaman için de "onlar bizden biri , onlar bizim arkadaşımız , onlar can kurtarma ekibi" diyebilme gururunu taşıyabilmemiz  gerekir.

O günleri görür müyüz dersiniz ?

 



.............



Son Güncelleme ( Çarşamba, 13 Ekim 2010 17:05 )


Warning: imagejpeg() [function.imagejpeg]: Unable to open '/home/haytap/public_html/images/resized/images/stories/robert_ahmet_800_600.jpg' for writing: Permission denied in /home/haytap/public_html/modules/mod_janews/helper.php on line 127

(*) Sokak Hayvanları için Örnek Bir Proje

(*) Sokak Hayvanları için Örnek Bir Proje

Bizlerin kendi içinde tezat bulmak için şu soru bize hep sorulur : Sizler sokaklarda köpek çetelerinin , kontrolsüz sayıda kedinin dolaşmasını ve bunların çocuklarımızı tehdit etmesini mi istiyorsunuz ? Sizler için öncelikli olan hayvanlar mıdır ? 


Aslında kendi içinde ne kadar kıt ve çözümü görmekten uzak bir sorudur bu. Bu soru ve benzerlerini kendi içimizde bir çelişkiyi sanki yakalamak isteyenler için tuzak sorulardır.

 

Oysa hep şunu söylerim , modern bir kentte sokaklarda kontrolsüz hayvan  , sosyalleşmemiş hayvan bulunmaması gerekir. Eğer sokaklarda sürülerce köpek varsa , bu  o zavallıların suçu değil , onları kısırlaştırmayan , sosyalleşmesine izin vermeyen yerel yönetimlerindir. Hiçbir hayvan aşı zamanı geldiğinde , belediyenin ya da ilçe tarım müdürlüğünün önüne gidip “ benim aşı zamanım geldi beni kuduza karşı aşılayın ya da  beni kısırlaştırın ” diyemez. Ama zehirleme , barınağa hapsetme , ormana atma zamanı geldiğinde nedense tüm kurumlar o hayvancıkları öldürmek için el birliği yaparlar. Bütçeler oluştururlar .

 

Bizlerin istediği ise bir geçiş döneminde insancıl yollarla hayvanların rehabilite edilmesi ,sahiplendirilmesi ve kayıt altına alınmasıdır. Eğer küpesiz , aşısız bir hayvan varsa , kendi bölgesinden başka bir bölgeye atılmış , terkedilmiş bir köpek varsa , kesinlikle şu anki yaşadığımız bu tezat durum o gariplerin suçu değildir. Eğer internet siteleri kontrolsüz bir şekilde üretmeyi , satışı kamçılıyor , petshopların kontrolsüzce açılması destekleniyorsa , hatta köpek dövüşleri için bile ortam hazırlıyorsa ve denetimsizse , inanın suçlanacak en son canlılar onlardır.

 

İşte bu projenin çok önemli bir ayağı yaklaşık on yıl kadar önce kardeş  ülkelerden Romanya ‘nın Oradea bölgesinde başlatılmış ve çok önemli bir başarı elde edilmek üzeredir. Sahipsiz Hayvanları Koruma Derneğinin davetiyle gittiğim ve kendi gözlerimle de gördüğüm yaklaşık Trakya bölgesi kadar büyüklüğünde büyük bir bölgede , yerel yönetimler ve sivil toplum örgütleri ciddi bir kısırlaştırma kampanyası ve halkla ilişkiler çalışması ile nerdeyse bu bölgede kontrolsüz ve sosyalleşmemiş hayvan bırakmamışlardır. Gerek doğal yaşam ortamlarının sağlanması , gerekse üremenin yerel yönetimlerle de kontrol altına alınması ile , tek bir hayvan bu kadar süre içinde zehirlenmeden , öldürülmeden sokak hayvanlarının sorunu çözülmüştür. Bu projeyi gören insanlar bile kademeli olarak hayvanlardan şikayet etmekten vazgeçmiştir.


Aynı projenin bizim ülkemizde başarılı olmaması için hiçbir neden olmadığı düşünülebilir ancak bizim elimizdeki bu fırsat gerek İstanbuldaki belediyelerin bu proje uygulamaya devam ettikten sonra bile zehirlemeye devam etmesi , bu işte iyiniyetli davranan yabancılara milliyetçilik duyguları ile saldırılması , bu işten para kazanmak isteyen komisyoncuların türemesi , hayvan sever görünümlü derneklerin hiçbir şeyi araştırmadan bir kavgaya alet olması , bu projeyi uygulayacak olanları kaçırtması kaçınılmaz sonu hazırlamıştır. 

 

Eğer bu proje 1990lı yıllarda başlamış olsaydı En azından Marmara bölgesinde ne hayvan sevmeyenlerin ne de sevenlerin çatışma yolu da büyük olasılık olmayacak ve İstanbuldaki ölüm kampına dönen , artışla 40 a yaklaşan barınak sayıları da duygularımızın eridiği işkence kampları olmayacaktı.

 

Acaba yıllar önce başlatılan böyle bir projeyi neden başaramadık diye kendimize o zavallı  dili olmayan hayvanlar için de sormanın zamanı gelmedi mi ?  Hiç mi biz insan oğlunun suçu yok ? 

 

 


HABERTURK 5/9/2009

 

 

 

Hayvanlar için oradaki vakıf adına satın alınan yaklaşık 80 dönümlük ( belki daha büyük ) arazi , tamamıyla orman içinde ve doğal yaşam ortamında. tüm hayvanlar özgür bir biçimde zincirsiz , beton kafeslere mahkum olmadan yaşıyorlar. Bakıcıların hepsi eğitimli , ingilizce bilen , hayvanları seven ve onlardan anlayan insanlar. Yerel yönetimlerin vakıfla yapmış olduğu işbirliği ise inanılmaz sonuçlar vermiş. Sonuçta herkes bu işten başarıyla çıkmış.

Şunu da belirtmek gerekir ki , başkent Bükreş'teki sokak hayvanı populasyonu ise inanılmaz. Fakat ilginçtir hayvanları kurtarmak isteyen derneklerin sayısı da onlarca. Hepsi birbiriyle kavgalı , hepsi birbirine internet üzerinden hakaret ediyor , egolarını bastıramayan yüzlerce hayvansever. Belediye de acımasızca bu arada zehirlemeye öldürmeye devam ediyor.

Oradea'daki vakıf asla ve asla Bükreş'e girmek istemiyor.

Bilmem bu hikaye size çok ama çok tanıdık geldi mi ?

 























































































































































 































 

TO READ THIS ARTICLE IN ENGLISH PLEASE CLICK HERE

Son Güncelleme ( Pazartesi, 14 Mart 2011 07:59 )


Warning: imagejpeg() [function.imagejpeg]: Unable to open '/home/haytap/public_html/images/resized/images/stories/pictogramlar/haytapdostlugauzan_506_583.jpg' for writing: No such file or directory in /home/haytap/public_html/modules/mod_janews/helper.php on line 127

Can mı , Cam mı ?

Can mı , Cam mı ?





Dün İstanbul’da hava çok sıcaktı

Hem de çok ..

Hele  park  etmiş bir arabanın içinde bu sıcaklığın ne olduğunu tahmin edersiniz..

Ve bu arabanın içinde bırakılmış bir köpek..

Durumun farkına varan , duyarlı bir insan tesadüfen oradan geçerken farkına varıyor..ancak çaresiz.

Ne yapacağını bilmiyor…sağa sola bakınıyor yok kimse..

yok ! ..

olmadı mı olmaz kimse..

Koca istanbul’da elinden geldiğince polisinden belediyesine kadar herkesi arıyor , arabanın sahibi ise hala yok

Sıcaklık artıyor , hayvan içerde baygınlık geçiriyor. Olayın farkına varılması ile yapılacağın ne olduğu arasında karar vermek bile bir zaman

Saniyeler bile önemli

Tabii ki de istanbuldaki tüm belediyeler , dernekler Adanayı arıyorlar…

Yetiş nesrin çıtırık diye…

Bir Allahın kulu müdahele yetksini veremiyor , sorumluluğu alamıyor.

Hani cesaretli memur arıyoruz ya  hep , aslında cesaretli “insanı” da aramak gerekiyor

Birkaç telefon konuşmasından sonra durum bana da intikal ediyor. Duyarlı vatandaşa kırın arabanın camını diyorum , sorumluluk bizde , öderiz parasını diyorum

Kırmıyorlar..halk arabanın etrafında toplanıyor…gürültüleri telefondan duyuyorum

Polis geliyor…

Polis “ben açamam arabanın kapısını” diyor

Çekil oradan , görme biz kıracağız diyoruz…Çekilmem diyor , izlemeyi tercih ediyor

Arabanın sahibi çarşı içinde aranıyor..bu arada dakikalar geçiyor ve sıcaklık araba içinde iyice artıyor..

Hayvan sıcaktan kusmaya başlamak üzere , öğürüyor. Aksi gibi araba da alışık olduğumuz arabalardan değil , kırılacak camı bile sorun

Telefon trafiği hızlanıyor

Kırın şu camı..kırın !

Hala sahip bekleniyor..

Gitti hayvan..diyoruz..

Herkesin basireti bağlandı sanki.

“Kır arkadaşım şu camı ..kır ..”

“can mı , cam mı ? alıyoruz sorumluluğu kır !”

İnsanlar bağırıyor ama eyleme geçemiyor.

Sonunda bir deli cesareti , gazlamamızla geliyor ve cam kırılıyor.

Köpek çıkartılıyor , hemen en yakın otoparktaki suyun altına tutuluyor.

Hayvan kusmaktan beter olmuş durumda ama sahip hala yok

Soğuk suyla yarım saat sonra kendine geliyor , yine de kuyruk sallıyor , tüm vefasızlığa rağmen.

Olaydan birkaç saat sonra arabanın sahibi geliyor

Yuh be kardeşim…haberimiz olmasa daha üç saat sonra farkına varılacak

Arabayı çekmeye çalışıyor , ama çarşı esnafı galeyana gelmiş..adamı hırpalıyor..

Adam arabayı da alamıyor..bırakıyor olduğu yere..uzaklaşıyor.

Olay sakinleşiyor , geçip bitiyor..

Akşam üstüne doğru ise , adam gelip kırık camlı arabayı da , köpeğini  de alıyor , çekip bir bilinmeyene gidiyor.



Son Güncelleme ( Perşembe, 17 Kasım 2011 12:29 )

Sayfa 9 > 25

www.mujo.in Blog | Güncel Bilgi, Haber, Müzik, Oyun, Film, Dizi, Fragman izle www.cyber-attackers.org Cyber Attackers Team Black Hats Community Turkish Hackers