Reklam

Ahmet Kemal Şenpolat Yazıları


Warning: mkdir() [function.mkdir]: Permission denied in /home/haytap/public_html/modules/mod_janews/helper.php on line 108

"Taksitlendirerek Ödeyebilir miyim ?"

60 ' larıma geldim..daha bu dünyada neler göreceğim neler..her gün bir şey daha öğreniyorum.

Kuduruk moruk diyorlar bana. Terbiyesizler

Can sıkıntısı işte…geçen de bahçedeki ağaçları budadıktan sonra hızımı alamadım , evdeki köpeğimin de kuyruğu uzun gözüktü bana diye bir anda  kesiveridim.  Bahçedeki yıllardır zincire bağlı kangal da iyi duysun , kurtlar kapmasın diye kulaklarını makasla alıverdim.

Anestezi ne gezer hocam. Allahın bizler için yarattığı mahlukat..o senin benim gibi can çekişmez ki ..

Hanımdan da yüz bulamayınca geçen de  dayanamadım ormandaki  eşeğe de tecavüz ettim. 40 yıldır kimsenin olmadığı ormanda meğersem bu sefer görenler olmuş.

Gerçi bu işleri sana övünmek için anlatmıyorum , çocuktan beri yaparım, arkadaşlar da yapar , mahalleli de yapar. Herkeşler yapar.

Sonuçta heyvandır bunlar, beyim.

Ben zaten elimden geleni yaparım canını acıtmamak için ki siz gençler bunun hep tersini olduğunu savunursunuz.

Bak dinle , geçen de şehirdeki böyük markete indiydim….

Tam kurban arifesi öncesi. Karşımda kasaların yanında ne göreyim bir “KURBAN SETİ” ! ..

Paketin içinde keskin bıçak , heyvanı ağaca asmak için kalın ip , eldiven..daha neler neler..öyle de güzel paketlemişler ki ..helal olsun dedim…ne kadar ilerlemişiz..gözümden kaçmasın diye de tam marketteki kasaların önüne koymuşlar…kurbanda çömdüm bizim on yaşındaki kartlaşmış sarı kızın başına , bu yaşa kadar yapmamışım kese kese öğreniriz bu yaştan sonra diye…3 dakikada can vermesi gereken sarı kız yarım saatte böğüre böğüre ancak öldü..meğersem hamileymiş de yavrucağına bağırırmış.....meğersem onu dermiş ..ne bilem ben ? ...zavallıcığı kestikten sonra  öğrendim. bizim baytar dedi. 

Ehil kasap zaten dünyanın parasını istiyor..nerede bulacağım onu..? kese kese biz  de yaparız helbet dedim ama ele yüze bulaştırdık , mırdar oldu işte.

Bizim köylükte zaten herkeşler böyle yapar. Bunun nesi kötü ki ? Siz de çok abartıyonuz , beyim.

Allahtan bizim oğlan kalmadı bu köy yerinde , şehre göçtü beş on sene önce…

Ama sonuçta o da bizim toprahtan.... heyvandan , toprahtan , börtü böcekten gopamamış..gene kendini sardırmış heyvanlara …baktım eniklerle , kedilerle , davşanlarla , börtü böcekle uğraşıyor. Koymuş onları bir kafese , satışa sunmuş..olum kim alıyor bunları dedim..bizim köyde zebil gibim, ortalıkta ...çoğunu üremesin diye suda yavruyken boğarız , zehirleriz biz..burada para mı ediyor bunlar diye sordum…

Manyah mı bu millet..?

“Yok buba” dedi..

“peynir ekmek gibi gidiyor bu enikler…geçen sene aha şuncağız bodrum katındaydım , şimdi "  city hall" denilen yerde koca dükkan aştım.iyi kâr var. 20ye alıyon 2000e satıyon. Kime ne bulursan, ne giydirirsen. Arada telefat zayiat oluyor ama işi bilecen , görmen gerekenleri görecen.

Buba şunlara bak ne kadar sevimli…bazı müşterilere eve servis bile yapıyos..kuyruklarını , isteyenlere kulaklarını kesilmiş olarak  , şak şak hallediyos..alan memnun satan memnun..sen hala köydeki sarı kızdan medet umuyon..para burada bubaaa..buradaaa....seneye de maymun getirip satacam ..suriyeden çok geliyo buralara"     dedi.

Şaştım kaldım.

Bu sırada kapıdan içeri gelin gızım torunumla girdi , üstünde bizim ayı postu diyeceğim güzel bir kürk..yüzü badanalı boyalı makyajlı kozmetik zıkkımından ....ama pek de yakışmış.. torunun elinde ise gocaman bir hamburger, etler sarkıyo içinden yağlı yağlı…oh oh…

Bunlar valla zenginlikte köşe olmuşlar..

köydeki  kuzu paçayı , şirdanı , mis gibi dili , lezzetli beyni , kokoreçi , kaburgayı , kanadı , damar çorbasını yemeyenlerin elinden emerigan malı köfteler yağlarıyla akıyor…zenginlik bu olsa gerek dedim içimden

Biz çocukluğumuzda köyde eşşşek peşinde , katır peşinde koşarkene , bizim aile çok şeherleşmiş ya.. vallaha şaştım kaldım ben bu işe. Heyvanı bile markalamış , etiketlemiş bunlar.

Torun :

“Dede” dedi ,

“az önce dolphinariumdan geliyos , yunuslar , foklar , ayı balıkları havalara bir atlıyor , zıplıyor görme..ateş toplarının içinden geçiyor , taklalar atıyor gel seni de götürelim yarın"  dedi.

"Keşkem bütün Türkiye’de olsa herkeş görse bunları …..köydeki arkadaşlarım da gelse ….onlar da sevserler bu hayvanları …..yarın annemle de şehre sirk gelmiş, ayılar , aslanlar kaplanlar varmış onlar 20 metre yüksekten perande atıyormuş , bisiklete biniyormuş , ateş çemberinden geçiyormuş , onlara gidecez biz sen de geliver”   diye ekledi elindeki salçalı etleri döke döke

Tam kapıdan çıkacağım , zabıta mı ne geldi. Nasıl bulduysa bulmuşlar beni burada da . Geçen de ormanda eşşeğe  yaptığım o ayıp hareketten dolayı bana ceza kesmişlermiş.

Yuh dedim ki ne yuh !

“Olum bizim köyde herkeş yapar  bunu”

“Olmaz dayı , yapaman artık. Ödersin parasını , canın isterse bir daha yaparsın. Görmüşler seni…ödeyecen bu cezayı ” dedi genç olanı bıyık altında gülümseyerek.

“Oha” dedim….teşviğin de bu kadarı yani…”parayı ver bidaha bidaha” yap..


“Kaç para borcumuz evladım ?”


"Hmmm..bakayım..dayı ....400 liraymış " dedi göbekli gerdanlı olanı


“Olum dalga mı geçiyon..umumhane de mi çalışıyor bizim sarıkız ?”


“Yok amca kanun böyle…”


“Yok mu bunun bir kolayı ? ”

“ Var amca var.. kabahatler kanunu  gereği peşin fiyatına vade farksız 4 takside bölüyo devlet…! Yapalım mı taksit sana , şubata kadar taksit taksit ödersin ! ……” 



11/12/2009





Son Güncelleme ( Çarşamba, 13 Ekim 2010 17:13 )

 

Warning: imagejpeg() [function.imagejpeg]: Unable to open '/home/haytap/public_html/images/resized/images/stories/pictogramlar/5199_adalet_400_278.jpg' for writing: No such file or directory in /home/haytap/public_html/modules/mod_janews/helper.php on line 127

Mahkemeler Neden Hayvan Hakları İhlallerinde Harekete Geçmez ?

Mahkemeler Neden Hayvan Hakları İhlallerinde Harekete Geçmez ?

Öncelikle şunu kural olarak bilmemiz gerekir ki ceza davası açma tekeli savcıların elindedir. Yani kamu adına dava açmak için savcı hareket eder. Vatandaşın tek başına mahkemelerde ceza davası açma yetkisi yoktur. Savcı ise ya kendiliğinden dava açar ya da o suç şikayete bağlı ise kendisine suç duyurusu yapılması halinde ve ancak yeterli delil kendisine intikal ederse ilgili ceza mahkemesinde dava açabilir.  


Hayvan haklarını korumaya çalışan  şu aşamada herkes tarafınan  bilinen   tek bir yasal düzenleme vardır. O da hepinizin bildiği 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunundur.  


Bu yasa ile de yaptırımları uygulayacak tek merci il çevre müdürlükleri ( ve onların kimi illerde yetki devri yaptığı  belediye veteriner işleri müdürlüğüdür ) . Yani savcıların eli kolu herhangi bir itlaf , zehirleme , öldürme , işkence durumunda maalesef bağlıdır. Savcı bizler gibi hayvan hakları savunucusu bile olsa bu davayı açamaz. Kendisine başvuru yapıldığında takipsizlik kararı verip dosyayı il çevre müdürlüğüne ya da kaymakamlığa idari para cezası kesilmesi için gönderecektir.

Çünkü hayvanları koruma kanunumuz maalesef kabahatler kanununu kapsamında olduğu için hayvanlara eziyet edenler mahkemede yargılanamazlar. Hayvanları koruması gereken yasanın da tek yaptırımı idari para cezasıdır , yani fail bulunursa ona   il çevre müdürlüğü tarafından idari para cezası kesilir  para da devlet kasasına irad ( gelir ) olarak kaydedilir .

Yani hayvan işkence çeker , devlet de para kazanır !  Şu andaki sistem budur. Caydırıcılığı yoktur . Parası olan , belediye başkanları gibi dokunulmazlığı olan yine aynı katliamı yapar. 


İşte bu nedenle herkesin yanlış bildiği üzere  bu uygulamada savcılıkların ya da mahkemelerin bir suçu yoktur. Yasal düzenleme 5199 sayılı yasa ile maalesef bu şekildedir. İşte tüm mücadelemiz bu yasanın kabahatler kanunu kapsamından çıkması ve hayvanlara eziyet eden kişilerin gelişmiş ülkelerde olduğu gibi mahkemelerde yargılanabilmesi ve eğer suçu sabit görülürse bunun sabıklarına işlenebilmesi içindir. Çünkü hayvanları , hayvan hakları savunucuları kadar aynı zamanda yasa koruyacaktır. Türkiye , çok büyük bir ülkedir ve her yerde de hayvan hakları için mücadele eden insan ya da dernek yoktur. O zaman işte onları gelişmiş ülkelerde olduğu  gibi yasa koruyacaktır. Hatta öylesine ki , bu haksız fiil suç olarak kabul edildiğinde , suçun şikayete bağlı olması değil , re’sen savcılıkların , dolayısıyla polisin jandarmanın devreye girmesi gerekecektir. Şikayetçi olmasa  bile , olayı gören birisi olmasa bile , savcının durumdan haberdar olur olmaz şüpheli kişi hakkında kamu adına dava açması gerekir. 


Mevcut durumda ise hukukçuların ise gözleri değil ama elleri bağlıdır.


 

 

 10 EYLÜL 2009

HAYTAP Hayvan Hakları Federasyonu
Yönetim Kurulu Başkanı

Son Güncelleme ( Perşembe, 17 Kasım 2011 12:23 )


Warning: imagejpeg() [function.imagejpeg]: Unable to open '/home/haytap/public_html/images/resized/images/stories/pictogramlar/cagri_yataybanner_370_259.jpg' for writing: No such file or directory in /home/haytap/public_html/modules/mod_janews/helper.php on line 127

Zehirden Suya Giden Yol !

Zehirden Suya Giden Yol !

Hayvan hakları  savunucuları açısından yıllardır Türkiye’deki belediyeler , il tarım müdürlükleri üzerindeki genel kanı onların beraber yaşadığımız sahipsiz ve korunmaya muhtaç hayvanları  zehirlediği , tüfekle vurduğu , onları yok etmek için ekipler kurduğudur.

Ülkemizde “mahallede şikayet var” diye neredeyse belediye ekiplerinin bu zavallıcıkları toplayıp öldürmediği , girmediği sokak yoktur. Oysa hayvanlarla beraber mutlu olarak yaşayan kişiler zaten durup dururken belediyeye telefon açıp “ ben hayvanlarla mutluyum onlara dokunmayın” diye bildirimde bulunmaz. Dolayısıyla istatistiklere , bir kişi bile hayvan istemiyorsa onun istemi geçer , onlarla bu dünyayı paylaşmak isteyen , bunu doğal gören birisi herhangi bir bildirimde zaten bulunmayacağı için belediye kayıtlarına ya da gazete haberlerine yansımaz.

2004 yılında yürürlüğe giren Hayvanları Koruma Kanunu her ne kadar sahipsiz hayvanlar bakımları yapıldıktan sonra alındıkları yere bırakılacak dese de , bu kanundan haberi olan belediye de olmayan belediye de gerek borca batık olduğundan , gerekse belediye hizmetlerinin öncelikle insanlara hizmet götürmek olduğunu düşündüğünden onların yaşadığı sorunlarla ilgilenmemeleri her açıdan işine gelir. Ta ki şikayetlerin dozu biraz artınca ya da sosyalleşmemiş kontrolsüz bir hayvan birisini ısırana kadar. İşte o zaman iç organların parçalanmasına neden olan striktinin denen o vahşi zehir devreye girer. Ya da pompalı tüfekle , kısırlaştırılmadığı için üremiş olan zavallı anneye tüfek doğrultulur.

O zavallı  hayvanlar tabii ki de ne belediyenin önüne gelip aşılarının yapılmasını  isteyebilirler ne de kısırlaştırılmaları için kampanya düzenleyebilirler. Asıl görevini yapmak istemeyen belediyeler birkaç yıl sonra , sorunu vurarak ya da zehirleyerek çözemediklerinin farkına vardıklarında , bu sefer yeni modaya uyarak bu hayvanları ya barınaklara tıkarlar ya da ormanlara terk ederler.

Hayvan hakları  konusunda uzman ciddi bir sivil toplum örgütünün yıllardır olmayışı , bu konuda yapılacakları idari mekanizmalara anlatamadığından ya da ortak akıl yürütülmesine izin vermeyen önyargılar olduğundan sahipsiz hayvanlara davranışımız  belediyedeki memurun vicdanına göre yürür .  
Oysa son aylarda Hayvan Hakalrı Federasyonun başlatmış olduğu  Sokak Hayvanlarına Bir Kap Su Ver Projesi görüyoruz ki bir çok belediye tarafından da sahiplenilmiş durumda. Muğla’nın Ortaca , Dalyan ve Göcek belediyeleri , Eskişehir Odunpazarı belediyesi , Balıkesir belediyesinin muhteşem bilboardları , İzmir Büyükşehir belediyesinin 40’ a yakın otobüs durağı işte bu çok kutsal ve ulvi görev için herkese çağrı yapmaktadır.

Bu yaz dikkatle sokaklara dikkatle bakılacak olursa Manisa Alaşehir’den , Erzurum Çat’a kadar , Alaçatı’dan Mersin’e , İstanbul Sarıyer’den Adana’ya , Çanakkale’ye kadar bir çok hayat hakkına saygılı insan dükkanlarının kapılarına bir kap su ver kampanyasının afişleri insanlara , karşılıksız sevginin vefasını gözler önüne seriyor.
Bu sıcak günlerde su bulamayan zavallı sesi soluğu çıkamayan dostlarımıza el uzatıyor. Burada önemle belirtilmesi gereken asıl konu olan bireysel olarak ya da bir dernek olarak bir kampanya ile hayvan severlerin tatmini değil , tam tersine devletin bu kampanyaya ortak edilmesinin önemi olduğunu vurgulayalım. Yani ,devlet artık zehir veren , öldüren zihniyetten , su veren , hayat veren bir zihniyete doğru yavaş da olsa ilerliyor , bu konuda ciddi olarak çalışan bir stk ile işbirliği yapıyor , ortak paydada buluşuyor.

Kampanya o kadar ilgi çekiyorki , kardeş ülke Yunanistan’daki dernekler dahi bu afişi Yunancaya çevirip , tüm sokaklarına asıyorlar , dil, din , milliyet , ırk gibi kavramlar hayat hakkının savunulmasında , suyun tüm canlılar için ne kadar önemli olduğu konusunda Türkiye’deki hayvan hakları federasyonu ile güçbirliği yapıyorlar.  
Zehir veren belediyelerden , su veren , onları düşünen belediyelere uluslararası  destek bile olacağını kim tahmin edebilirdi ?   
Bu sahipsiz hayvanlar açısından bir zihniyet devrimi değildir de , nedir ?




Son Güncelleme ( Perşembe, 17 Kasım 2011 12:18 )


Warning: imagejpeg() [function.imagejpeg]: Unable to open '/home/haytap/public_html/images/resized/images/stories/flipper01savaskaratasiztv_450_338.jpg' for writing: Permission denied in /home/haytap/public_html/modules/mod_janews/helper.php on line 127

Flipper'ın Kabusu !

Flipper'ın Kabusu !



FLIPPER’IN KABUSU

George Scott’un başrolünü oynadığı Yunusların Günü ( The day of Dolphins) tüm hayvan hakları savunuclarının izlemesi gerekli müthiş bir filmdir. Yunuslarla dostluk kuran bir bilim adamının , onlara konuşmayı öğretmesi , ancak bu bilgisinin insanoğlu tarafından kötüye kullanılması sonucu istemeye istemeye onlardan ayrılmasına neden olur. Hele ki o son sahnede insanın yüreği cız eder. Baba ve anne olarak benimsedikleri sahipleri , onlara zarar gelmesin diye onlardan ayrılırken boğazınıza bir yumruk saplanır. Alfa ve Beta adı verilen bu sevimli dostlar onların arkasından dakikalarca gitmemeleri için “ anne ve baba “ diye ağlamaktadır. 

Ekosistem içinde yaşayan bütün canlıların ortak bir kökeni vardır ve sadece türlerin evrimi ile canlılar farklılaşmışlardır. Türü tükenmekte olan hayvanların korunması, hem insanlar için hem de doğa için gerekli olduğu gibi, esasen bu hayvanların kendileri için bir özgürlük sorunudur. Özellikle vahşi hayvanlar kendi doğal çevrelerinde yaşama ve özgürce üreme hakkına sahiptirler. Vahşi hayvanların özgürlüğünden uzun süreli alıkonulması, avlanılması Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde kabul edilen ilkelere aykırıdır. Buna rağmen özel düzenlemelerle , yasalarla sistem çok rahat şekilde hayvanların refahı düşünülmeden ticari işletmeler lehine yorumlanabilmektedir.


Hayvan haklarına büyük katkısı olan belgeselci sevgili Savaş Karakaş’ın , denizlerdeki dostlarımızdan yunusların başına gelen ama dile getirip anlatamadıkları yavrularından kopartılarak  , Japonya’da vahşice yakalanmalarından  bizlere kadar seyahatleri sırasında başlarından geçenler ve dolphinarium adlı gösteri merkezlerinde yaşadıkları  o kadar güzel anlatılmış ki , insan olduğumuzdan bir kere daha utandık.
Gösteri merkezlerinin 150 bin dolara kadar çıkan fiyatlarla sipariş talebinde yarıştığı ,  gülümseyen dostlarımızın başlarına gelenler , gösteri merkezlerinde geri plandaki daracık kafeslerde tutulmaları , insanların sadece şov dünyasında onları mutlu olduğunu zannetmeleri ve işletme sahiplerine her yıl onbinlerce dolar kazandırmaları , tüm yasaları , vicdanları zorlayan bir uygulama.

Bu zeki hayvanlar denizden ve ailelerinden zorla ve hile ile  koparılmaya devam ediyorlar ve  havuzlara hapsediliyorlar.. Koparıldıkları okyanus köşelerinde kanla sınandılar , o kanlar içinde çok uzun yolculuklara çıktılar..Artık özgür değiller.

Zekaları ve muhteşem fizikleriyle insanoğlunu büyüleyen yunuslar açlıkla imtihan edilip , ölü balık yemek yiyebilmek için bugün burunlarında top sektiriyor, çemberlerin içinden atlıyor ve hatta tedavisi ispatlanmadığı halde hastalara umut oluyor ama yunuslarla yüzenler çok mutlu iken ,  yunuslar insanlarla yüzmekten mutlu mu?  George Scott’un filminde Alfa ve Beta ile kurulan dostluk , işin içine ticari kaygılar girince , ne kadar üzülsek de filmin sonundaki hayvanları okyanusa terk etme hikayesi haklılığını buluyor gibi.

İnsanlar ticari kazanç için , sirklerden ve sokaklarda oynatılan ayılardan sonra yunusları da , diğer deniz memelilerini de keşfettiler ve maalesef giderek büyüyen bir pazara dönüştürdüler. İz TV’de yayınlanacak çocukluğumuzun dostu yunusumuz , Flipper’ın Kabusu  Digiturk 18. kanalda ara ara yayına giriyor.

Tüm hayvan hakları dostlarını tekrar ekran başına davet ediyor , bu cesaretli yapım için yönetmen Savaş Karakaş’ı , yapımcı Banu Acar’ı ve İZ TV  ekibini bizlere görünmeyen bu dünyanın acı dolu perde arkasını yansıttıkları için tekrar tekrar  alınlarından öpüyoruz.

Av. Ahmet Kemal Şenpolat

Hayvan Hakları Federasyonu 
Yönetim Kurulu Başkanı

HABERTURK GAZETESİ
15/08/2009



Son Güncelleme ( Pazar, 19 Eylül 2010 10:31 )


Warning: imagejpeg() [function.imagejpeg]: Unable to open '/home/haytap/public_html/images/resized/images/stories/pictogramlar/dunyavehayvanlar_450_306.jpg' for writing: No such file or directory in /home/haytap/public_html/modules/mod_janews/helper.php on line 127

(*) There is no Nationalism in Defending Animal Rights!

(*) There is no Nationalism in Defending Animal Rights!

The biggest union in which the notions of language, religion, race and nationality are not taken into account and in which everybody allies for one combat is the union of animal rights defenders.

Our animal rights defender friends who are combating consciously for this matter are without prejudicetowards each other. They all have one and only goal; is to obey the rules declared within the Universal Declaration of Animal Rights, adopted by the United Nations and also warn those who do not comply with it. Since "existing" and to "breath" is already a legal right.

Animals are not assets, goods but they are living creatures.

In other words, a German who combats to defend animal rights is more important for us than a Turk who abuses animals. Or a Brazilian peasant who defends the animal rights is more eligible to us than a Turkish mayor who keeps poisoning the animals.

Since the animal rights defenders are united for a unique goal, which is to prevent the animals being abused or tortured by people and to defend their right to live with us in this world. Because this world belongs to all of us. That’s why a lot of animal rights defenders, no matter what nationality he is, are against zoos, circuses, furs, pet shops which have turned into animal abuse centers and they’re also against governments which do not include these to their programs. We fight hand in hand for this and we never insult people for their nationality or their religion.


However, those who do not love animals or those who don’t want to understand us, mostly tend to mold public opinion implying “they shall save their own animals first, and then they can help us”, in order to create disconnection and contradiction among us.

For instance , if a Spanish animal lover helps an animal in our country, it’s very absurd to say that he must save the bulls in his own country first before helping other countries. Or when a Canadian animal lover rises against the skinning out of dogs to be furs in China, it is ridiculous to say that he must  protect the seals of his own country first before giving hand to other countries.

In an animal rights struggle, the Canadian, the Chinese, the Turk, the English, the Italian do not have these prejudices. If it’s necessary, he will set his heart to this struggle for correcting also his own county’s system with his international friends and associations and create pressure on their own governments' and administrative authorities'.


It is true that where there are people , there will  always be animal abuse and torture.

However , there are no country borders for the animals. People shall not be accused for the wrong politics adopted by their states. Just like that we, the animal rights defenders shall not be accused for our municipalities who poison our animals every summer or lock them into small rooms called “shelters”. Also, the fact that we cooperate with the rest of the world to warn these municipalities doesn’t mean that we are against our nation or that we don’t love our country. A Canadian animal lover does feel bad as we do when the seals are being killed, a Japanese animal lover does feel depressed as a Turkish animal lover would do when dolphins are being slaughtered or being sold to external markets to be a circus animal.


It is wrong to attach this struggle to any nation, race, religion or language. In this combat to innovate the legislations of our countries, we take support from and give support to these international friends, without prejudice. Nobody looks to the other one’s religion, language or nation while saving the elephants in Africa or while escaping the bears from the slaughter camps in China or while opening secretly the cages of minks caught for their fur. The joy is in different languages, but the tears are all in the same language.


In fact , the real fight  is done  against the egocentric undeveloped wild human who considers animals as enemies, who wants to keep seeing them as a “commodity”.


The biggest union in the world will be established then.  30/07/2009



 

Attorney at Law
President of Animal Rights Federation HAYTAP  in Turkey


ahmetsenpolat@  haytap.org

Bu yazıyı Türkçe olarak okumak istiyorsanız lütfen tıklayın

Son Güncelleme ( Cuma, 25 Mart 2011 15:49 )

Sayfa 10 > 25

www.mujo.in Blog | Güncel Bilgi, Haber, Müzik, Oyun, Film, Dizi, Fragman izle www.cyber-attackers.org Cyber Attackers Team Black Hats Community Turkish Hackers