Reklam

Warning: imagejpeg() [function.imagejpeg]: Unable to open '/home/haytap/public_html/images/resized/images/stories/hayvanlar/atlar/adalar_atlar_fayton_cefasi1_650_929.jpg' for writing: No such file or directory in /home/haytap/public_html/modules/mod_janews/helper.php on line 127

Adalardaki Faytonlar Kademeli Olarak Kalkmalı !

Adalardaki Faytonlar Kademeli Olarak Kalkmalı  !

İstanbul un Istanbul gibi beyefendisi Çelik Gülersoy'un 1997'lerde hazırladığı ‘‘Büyükada Programı’’nda adaların kültürel ve doğal mirasının korunabilmesi amacıyla· önerileri arasında adalarda bugün gördüğümüz faytonlara da önemli bir yer vermişti.· Gülersoy faytonların dış görünümlerinin yeniden tasarlanmasını, kış için kupa adı verilen modeller kullanılmasını,·( tıpkı·tarihi avrupa filmlerinde gördüğümüz gibi ) faytonların toplandığı meydanın yeniden düzenlenmesini, yolcuların kışın kullanması için kapalı bekleme salonu yapılmasını, faytonculara yazlık ve kışlık tek tip kıyafet verilmesini, ahırların ve faytoncuların prefabrike konutlarda yaşanmasının sağlanmasını önermişti.

Çelik Gülersoy'un ölümü ve turing ile bağlantıların bitmesinden sonra· olay estetik boyutundan çıktı ve başta HAYTAP olmak üzere hayvan haklarının ihlal edildiği , hayvanlara eziyetin durmadan ihbar edildiği , hatta insan sağlığını bile etkiler hale geldiğini görüyoruz.

  İki sene önce Adalar belediyesi ile faytonların tamamen kaldırılması için başlattığımız  çalışmalar , İZ TV 'de BİR ADIM AT belgeselimiz ve devamında İBB Başkanı Kadir Topbaş'a da ısrarlı bir şekilde faytonların kademeli olarak azaltılmasını istediğimiz "adalardaki atlar konusu" sonunda patladı.· ( Kadir Topbaş ile yapılan görüşmeyi birebir dinlemek ve izlemek için lütfen buraya tıklayın )

 Adımız üstünde . sadece kedi köpekler değil tüm canları kendimize dert e dindik ve bu vesile ile  adalardaki faytonları çeken atlar da her yıl Haytap'a şikayet konusu oluyor. En fazla ama  en fazla üç kişinin binmesi gereken faytonlara daha az ücret ödemek için 4 kişinin üzerinde hacimli insanların bindiğini görmek zor o kadar olağan ki.

Üstelik  Pariste ,Prag'da ,Londra'da New York'ta gördüğümüz turistik ve gezi amaçlı kullanılan bakımlı atlar maalesef burada savaştan çıkmış garibanlar gibi. Yani bu atların bir tanesinde bile bakımlı güçlü kuvvetli sağlıklı yarasız beresiz birbiriyle uyumlu çift at göremeyecek miyiz ?


 Eğer bu kafayla gidersek ve sırf insanlar işsiz kalmasın diye belirli bir rant kesimini doyuracaksa bu iş zaten başından yanlış. Adalar Belediye başkanı ile geçen sene yaptığımız ·fayton yönetmeliği taslağı yürürlüğe girmek üzereki kıyamet kopmaya başladı.

 Hani aklı başında nasıl her uygar insan şehir içinde hiçbir kurala uymayan minibüsleri , yolları istediği gibi kullanıp geri kalan vatandaşa misafir muamelesi nasıl yapıyorsa ,  adalardaki faytonlar da bizim· gözümde odur. Minibusçülerde biliyorsunuz milyonlarla oynarlar. hatlarının ciddi rant değeri vardır. Kazalara neden olurlar. hatlarının kapanmasını istemezler. istediği şeride girip çıkarlar..adaların mahzun talihi de sınırlı sayıda plaka olmasından dolayı belirli kesimin bu faytonlara sahip olması ve onları kullananların da istihdam edilenden öteye gitmeyen hemşeri dayanışmasıdır. Hatta faytonları iptal ettirmek isteyenlere malum şahısların silahlı saldırıya uğraması , mekan basması hayvan sevgisi ya da turizm derdi asla değildir. asla da olmayacaktır.

Öte yandan , adalar gibi trafiği olmayan biryerde bu faytonlar gerçekten yıllar içinde bir başağrısı ve giderek kangren olmaya da başladı. Hiçbir ay yokki o yüksek bayırı çıkmayan atlar dinlendirilmeyen atlar çatlayarak ölmesin. Çünkü atların daha çıkış merkezinde en azından sefere çıkmadan önce denetleyecek uygun "eleman" yok. Zabıta - Veteriner - Güvenlik Görevlisi ve teknisyenin olmadığı dörtlü denetim sistemi olmadan yapılan iş bir kere başından yanlış. Hele küçük bir yerde herkes birbirinin toprağı , biribirinin hemşosu ise...

Sefere uygun olmayan at için muhakak sefere uygundur izni alınması bir göz kırpma işareti kadar yakın. Yazın sıcaktan atların çatlamaması için onlara verilen suyun ve yemin azaltıldığı da gözlemlerimiz arasında. Yani atların dili olmadığı için o bayırları çıkarken kendilerinin susadığını ya da acıktığını söylemesi de mümkün değil. Tek umutları gece olup dur durak bilmeyen luna park - sahil seferlerin  bitmesi ve gece dinlenmeleri.

Sucuk salam olma hikayesine gelince....Kimsenin bilmediği ama rantın bu kadar yüksek olduğu bir yerde adalara giren yıllık kaçak at sayısı 800lerde..İnanılmaz bir rakam...Yani sucuk olmak için adaya gelmiyorlar..sucukları çıkartılana kadar bilmem kaç yüksek rakımdaki kilisenin bulunduğu luna park bölgesine çıkmak için çektirilen işkence. Hatta gitmişken evliaylar için de birkaç çaput bağlamak sağa sola...Hele yaz sıcağında deneyin bakalım yürüyerek o yolu sırtınızda bir kilo dometesle..dinlenmeden kaç tur atabilirsiniz...? 

Peki ya adalarda denizde yüzen kişiler hiç dalış yapsalar ve on - yirmi metre derinlere dalsalar yarlardan atılmış at cesetlerinin üzerinde yüzdüklerini bilseler bir daha yüzerler mi ? Denizin altı at iskeleti kaynıyor ve üstünde insanlar yüzüyor..Kim farkında ? Atlar sucuk olmadan önce su böreği olmuş zaten !

Maalesef adaların zemini düz değil. faytonlar Avrupada ve Amerikadakinin aksine düz satıhta değil ciddi bir tepeyi ciddi bir yükle çıkmak zorundalar. Hem de tüm gün boyunca.

Ukome bu işi kendi bünyesine almış ve zamanında 140 adet at için trilyonluk ahırlar yapılmış. ama gidip ahırlara gördüğünüz zaman paranın boşa harcandığını anlıyorsunuz. Ortada harcanan ve dorğu yerde kullanılmayan para var..klasik ülkemden klasik para harcama hikayeleri...

Ya işsiz kalırsak ? Ya aç kalırsak ?

Akılcı bir planla yeni kurulabilecek alternatif sistemlerden teleferik , akülü tramvay,  gibi sistemlerle burada hali hazırda çalışan esnaf  buralara tabii ki kaydırılabilir. Yeni iş sahibi yapılabilir. Nisbeten daha düz zeminin olduğu Burgazada gibi yerlerde ise rençberlik başta olmak üzere yan çalışma sanaayinde tabii ki bu kişiler çalıştırılabilir. Ancak tatlı rant tabii ki bu dediğimiz ince turizm işinde olmayacaktır.

Aslında Adalardaki faytoncular yerel halkı da taşımak istemediklerinden yerel halk da ulaşım da faytonları pek kullan(a)mıyor. Çünkü adaya gelen saf yerli turist kazıklanmaya daha elverişli..

Kural tanımayan faytoncular yerel idare ile de anlaşamadıklarında atların pisliklerini vatandaşın gözü önünde dökmeleri de bir minibusçü geleneği sanki..yani kurala uymam kendi kuralıma uydururum..sıkıştığım zaman da EKMEK PARASI diyip yumuşak karnınıza vururum..

Aslında ekmek parası mı , fırın parası mı ? o da ayrı bir mevzu ya..neyse...

Faytonların ulaşım olarak ada halkına da hizmet etmediği kesin. Olsa olsa bu faytonların bir kısmı turistik olarak düz satıhta olmak kaydıyla kullanılabilir. Yani ulaşım ve turizm amaçlı iki ayrı kullanımı birbirinden ayırmak gerekiyor aslında. Faytoncuların taşımak istemedikleri ada halkına , tramvay benzeri raylı hafif ulaşım alternatifi sunulmalı. Ta tepeye çıkmak isteyenler de belki teleferik daha sempatik olabilir. Ama atların o koca parkuru  o yükle çıkması faytoncuların artık kendi sonunu hazırladı. Kademeli olarak ilk aşamada sayının düşürülmesi şart.

Diğer yandan , insanların toplu olarak yemek yedikleri yerlere hemen yakınlarında aslında atların idrarlarının dışkılarının havadan karıştığını tahmin ederseniz değil dönere kebaba , sebzelere bile dokunmazsınız. ama herkes görmemeye alışmış bu memlekette. varsa yoksa atlar sucuk olmasın

Kardeşim sen sucuğu o pislik içinde yiyorsan ve şikayet etmiyorsan bize de zaten hayvan haklarını anlatmaktan , uygar turizmden· şık dükkanlardan , temiz ve yeşil bir çevreden konuşarak  laf söylemek düşmez. Sen atların dibinden geçtiği idrar ve bok kokusu içinde hijyen var diyorsan şikayetçi değilsen bana ne !

Ancak bilinmesi gerekir ki ne adalardaki faytonlar , ne İzmir'deki güneşin altında kavrulan faytonlar bu halleriyle pespaye görünümleri ve çektikleri eziyet ile hiçbir zaman HAYTAP tarafından onay almayacaktır.

Karşınızda bunların kalkması için artık· hep mücadele eden bir kurum olacak ve bunları tümden kaldırmak isteyen yerel yönetimlere stklara  daima destek olacaktır.10/02/2012


Haytap Yönetim Kurulu Başkanı 




 


Son Güncelleme ( Cuma, 30 Mart 2012 14:50 )

 

Warning: imagejpeg() [function.imagejpeg]: Unable to open '/home/haytap/public_html/images/resized/images/stories/hayvanatbahceleri/aslan_hayvanat_bahcesi_400_294.jpg' for writing: Permission denied in /home/haytap/public_html/modules/mod_janews/helper.php on line 127

(*) Hayvanat Bahçelerine De Hayır !

(*) Hayvanat Bahçelerine De Hayır !

Neymiş , sevgiyi çocuklar orada tadacakmış ? Televizyonlarda gördükleri hayvanlar ayaklarına kadar gelip fiziki görünümleri ile onlara hizmet edeceklermiş.

Afrika ‘da yaşayan bir fil ,çita ya da  aslan ; ormanlarda yaşayan bir boz ayı , güney kutbuna yaşayan bir penguen ,  ağaçlarda daldan dala zıplayan mutlu bir maymun kafes içine tıkılıp , küçücük alanlara tıkılınca belediyenin hızmeti gidecekmiş vatandaş ayağına.

 

Geç kardeşim geç !

Dünyanın her tarafında hayvanat bahçeleri arkalarında sponsor olmasına rağmen zarar eden kurumlardır. Buradan kimse kar zaten beklemesin . Adı ben de saklı kalsın dünyada şu ana kadar gördüğüm zaten bir ya da iki tane hayvanat bahçesi var  tam anlamıyla eko sistemin sağlandığı , hayvanların kafesler arkasında olmadığı ve özgürce insanlarla beraber dolaştığı ..geri kalanların hepsi Avrupa’da da olsa Amerika’da da olsa petshoplardan  farkı yok.

Sevgileri tutsak edip , kafes arkasından çocuklara bu hayvanları izletmek ne derece doğru ?  Yaşamaya mahkum etmekten  ne farkı var bu yatırımların.

 

Japonya’da “cehennem” adı verdikleri bir alanda koskoca filin küçücük alanda sıkışmasını insanlara göstermek , Amsterdam’daki hayvanat bahçesinde  Afrika’dan Hollanda’nın soğuk iklimine getirilmiş zavallı koca gorilin kafes arkasındaki çaresizliğini , Paris’teki şempanzelerin  camekan arkasındaki hüzünleri ya da Vancouver’daki deniz memelilerin şaklabanlık adına aquarium adı verilen yerlerde tutulmaları inanılır gibi değildi.

 

Ya bizdekiler ? Yıllardan beri Ankara’daki Atatürk Orman Çiftliği , Atatürk’ün mirasına aykırı olarak giderek imar kirliliği ile küçülüyor , üstüne üstlük hayvanlar hala eziyet içinde kafesler ardında tutuluyor.  Ya İzmir’de Pak Bahadur adlı fil 55 yıl beton zeminde çektiği ile kaldı ve ancak ölerek kurtuldu bu eziyetten. Yeni yapılan İzmir Sasalı hayvanat bahçesi ise öncekine göre büyük ancak bir aslana , bir pumaya , bir kaplana , bir zebraya göre çok küçük. Hem saatte 50km koşabilir diye kapısına açıklama yapıyorlar bu hayvanların , hem de kendi doğal türlerine aykırı şekilde daracık ortamlarda tutuyorlar. Kocaman aslana göre küçük , size göre büyük ortam onlara hiç yeter mi ?


 Maraş'ı, Konya'yı ve Gelibolu civarında benzin istasyonlarına müşteri daha fazla gelsin diye hapsedilen özel hayvanat bahçelerini anlatmak bile istemiyorum.

 

Ya Samsun’da deniz kenarında tutulan kaplan ve boz ayılar...bir zevk uğruna hapsetmek için değer mi ? Hem de deniz kenarında rüzgara karşı bir hayvanat bahçesi ..ölecek bunlar dememe kalmadan zavallılar ana yurtlarından binlerce km uzakta öldüler...aslandan kaplandan anlayan veteriner var mı da istihdam ediyorsun ?  Kaçkarlarda yaşasa olmuyor mu o zavallı ayıcıklar ? Sinirden kafes içinde çıldırmışlar oradan oraya koşturuyorlar...ya Tarsus ? Canım Tarsus..ben o kaplanları küçücük ,daracık kafeslerde 45 derece sıcak altında gördükten sonra gider miyim sanki bir daha ? O tarihi kente yakışıyor mu ? Yıllardır yazışıyoruz Tarsus’la kapattıramıyoruz ..daha büyük alana geçmeyi bize teklif ediyorlar..kabul eder miyiz hiç ? Biz standartları tartışmıyoruz ki ?

Arada sırada televizyonlarda Çin'de gördüğünüz pandaların büyük bir özenle yetiştirildiğini bakıldığını görüyorsunuz ? Neden ? Çünkü Amerika'daki hayvanat bahçeleri bu sevimli ve iki yılda bir zar zor ancak bir tane doğuran ayıcıklar için milyon dolarlar ödüyorlar. yani sevgi mevgi palavra...hepsi para ! Para için , onların tutsaklığı için bu kadar emek ve enerji.

En büyük felaket ise maalesef Ankara’nın başına gelebilecek gözüküyor...seçim taahhüdü  olarak maalesef başbakan’dan bile en büyük hayvanat bahçesi yapılma lafları çıktı..

Daha sokaktaki kediye köpeğe , bakımevlerindeki zavallılara bakamayan bir belediye nasıl olacak da kartala ,  maymuna , zürafaya bakacak ?  Daha sokakta trafik kazası geçiren hayvana ambulans ve veterinerlik hizmeti veremeyen bir belediye nasıl olacak da bir penguene , büyük kaplumbağaya ,  timsaha,   gergedana hizmet verecek ?

Bilmiyorsunuz canım kardeşim bu işi..bilmiyorsunuz.. Bütçeniz olsa bile bilgi birikiminiz yok..donanımınız yok..getirmeyin artık şu hayvanları Asya’dan Afrika’dan buralara..

Hapsetmeyin sevgiyi demir kafesler ardına..gerekiyorsa kısa yaşasınlar ama özgür yaşasınlar annelerinin yanında , doğal ortamlarında..yazık paramıza..önce insanlar dururken neden bu yatırım buradaki hayvanlara ? Ha söyler misiniz bana ..insanlar açken , işsizlik varken , çocuklar hastanelerde ölürken ,  neden hayvanat bahçelerine yatırım yaparsınız ?

Al sana kapı gibi klişe slogan ..senin devamlı bana karşı kullandığın cümlen..hadi al kalemi savun

bakayım kendini !

HAYTAP Yönetim Kurulu Başkanı




To read this article in English please click here

Son Güncelleme ( Perşembe, 17 Kasım 2011 12:03 )


Warning: imagejpeg() [function.imagejpeg]: Unable to open '/home/haytap/public_html/images/resized/images/stories/gazete_haberleri/taraf_gazetesi_asenpolat_500_2701.jpg' for writing: No such file or directory in /home/haytap/public_html/modules/mod_janews/helper.php on line 127

Heyecanınızı Ne Öldürür ? Şenpolat- 20 Soru

Heyecanınızı Ne Öldürür ?  Şenpolat- 20 Soru

Son Güncelleme ( Perşembe, 17 Kasım 2011 13:11 )


Warning: imagejpeg() [function.imagejpeg]: Unable to open '/home/haytap/public_html/images/resized/images/stories/hayvanlar/kopekler/apollo-lute-riviere1_600_358.jpg' for writing: No such file or directory in /home/haytap/public_html/modules/mod_janews/helper.php on line 127

Velevki Yasa Kabahatler Kanunu Kapsamından Çıktı ?

Velevki Yasa Kabahatler Kanunu Kapsamından Çıktı ?

Daha önceden de yazmıştım ama sanırım olayın  medyatik boyuta gelmesinden dolayı,  yasa değişikliği  sanki sadece kabahatler kanunundan ceza yasasına geçtiğinde düzelecekmiş gibi bir intiba oluştuğunu görüyorum.

 

Dikkat edin hayvan katliamlarının çoğunda fail meşhur ama meçhul !

Yani fail bilinmediği sürece isterse idam cezası gelsin sorunumuzu çözmüyor

Esas katliamı yapan kişiyi bulamadığınız sürece ( ki olayların ancak %20-25 gibi bir durumunda bilebiliyoruz ) kabahatler kanunu değişikliği bir işe yaramayacak.


Örneğin 5199 “sadece”  ev ve süs hayvanlarının türüne özgü koşullarda yaşamasını  kapsıyor. Böyle bir saçmalık olabilir mi ? kafesteki özel mülke konu ayılar , dolfinariumdaki yunuslar , morslar , , hayvanat bahçesindeki aslanlar kaplanlar ne olacak ? Deney merkezlerindeki zavallı hayvanlar ? Kariyer sağlamak için üniversitelerde hayvanlar üzerinde deney yapan asistanlar , doçentler ? yani koşullu etik körlüke izin verilecek mi ?

Peki ya hayvan sahibi şikayetten dava açıldıktan sonra bir anda vazgeçerse ? fail ile anlaşırsa ve kan parası alırsa ????

 Ya da diyelim 3285 bırakın kuduzu , tedavisi mümkün uyuzdan bile şüphe halinde bile beledeyelere toplu olarak hayvanları öldürme yetkisini hala vermeye devam ediyorsa ve bu madde 5199 içinde gizli olarak hala duruyorsa  ?

Veyahut kamu görevlisinin yaptığı zehirlemeyle vatandaşın yaptığı zehirlemeye aynı cezayı vermeye kalkarsa ?

Petshop sahibi kaçak olarak hayvan getirip ve merdiven altında üretmeye devam edip ,  idari para cezası ile geçiştirilip mahkeme huzuruna çıkamayacaksa ?

Hayvan dövüş siteleri halen bizlerin web sitelerinden en az on kat daha fazla izlenme oranına sahipse ? yayın yapmaya devam edeceklerse.??

Radyo televizyon programlarında prime time daki eğitim sürelerine dakika eklenmeyecekse ...

Hatta trafik kazaları sonrası mağduriyeti gidermek için zorunlu sigorta kapsamı teminatına hayvanların tedavileri  girmeyecekse

Bunların hiçbirini kabahatler kanunun ceza kanunu kapsamına alması düzeltmeyecek..hatta 2 yıl altı verilecek olası hapis cezası yine CMK gereği adli para cezasına çevrilecek..yani yasa ceza kanunu kapsamına girecek ama gerekli ceza çıkmadığı için ama dağ fare doğurmuş olacak.

Televizyon programlarında , gazetelerde insanların da bilinçlenmesi ve dikkat çekmesi için genelde kabahatler kanunu  , petshoplar , musluk vana vs üzerinde hep duruyorum,  çünkü zaman çok kısıtlı olduğu için detaylara girme şansı diğer ihlal konularını  anlatma şansı olmuyor. 10-15 dakika içinde ancak kabahatler kanununa , yurtdışı kaçak girişe ve bakımevleri gibi akut sorunlara değinebiliyoruz.

Ben tekrar söyleyeyim de yasa değişikliği es kazara olursa ve beklentiler karşılanmazsa , suçlanacak makam arayanlar yine üzerimize gelmesin.

Detaylı bilgi HAYTAP web sitesindeki gerekçeli yasa değişikliğimizde yıllardan beri var . Okuma özürlü ve tartışma kültüründen yoksun olduğumuz için tekrar sınırlı okuyucusu olan, birbirine propaganda yapmaktan öteye gitmeyen  hayvansever camiasına hatırlatayım dedim!

Sonradan  “Ben demiştim" olmasın. .. ya da herhangi bir siyasi partinin çıkarlarına alet olmadığımızı belirtmek için  hatırlatmak istedim.08/06/2011


http://www.haytap.org/index.php/201009172878/haberturk-yazilari/sadece-kabahatler-kanunu-mu-derdimiz

http://www.haytap.org/index.php/parlementodan/basbakana-haytap-in-sundugu-rapor

http://www.haytap.org/index.php/200806071185/hayvan-haklarina-iliskin-haberler/haytap-yasa-degisikligi-teklifi

 

 

 

HAYTAP Hayvan Hakları Federasyonu

Yönetim Kurulu Başkanı

Son Güncelleme ( Perşembe, 17 Kasım 2011 09:50 )


Warning: imagejpeg() [function.imagejpeg]: Unable to open '/home/haytap/public_html/images/resized/images/stories/hayvanlar/kopekler/dog_alone2_800_531.jpg' for writing: No such file or directory in /home/haytap/public_html/modules/mod_janews/helper.php on line 127

(*) Institutionalizing in Animal Rights Movement and HAYTAP

(*) Institutionalizing in Animal Rights Movement and HAYTAP

I wanted to rewrite this text because of a question always being asked.


If you are aware, we’ve long been struggling to form a national organization throughout Turkey. Unfortunately, local activities are not sufficient. Our name could still not go beyond the level of animal-lover.


From time to time, I think that we tell and listen on our own.


I bet most people agree with this.


Instead of having achievements, we usually get bad news every week and the applications we make are evaded by authorities with diplomatic or absurd reasons.


Yet, as we always emphasize, the thing we should do immediately is a serious organization and institutionalization.

We don’t have a meaningless ideal such as “let everybody unite under one roof”. We all know each other.

However, if we manage to be under a strong and organized national voice, though we may still not be able to prevent the cruelty toward animals, we will slow them down and reach a result.


Let’s be realistic. Most citizens are unaware of our yahoo groups, HAYTAP or other miscellaneous names, the dogs dumped into the forests, the real convicts of scabies, the animals kicked out of the houses, shelter savages, experimental animals, laws, or the activities we do.  We are still known as animal-lover associations that shout a lot but do nothing.


The only easy way to defeat our bad fortune that we’ve been struggling to change for years is to be able to explain a right case with right people to average citizens and the state mechanism. If you notice, we are organizing panels, attending fairs, involving academicians from various disciplines in the matter, trying to create public opinion by delivering brochures and booklets, appear on media with a different point of view, and cooperate by establishing commissions and clubs within different NGOs.


Be sure that we are not defending the wrong, but we are unable to express it to the ignorant authorities. Our marketing is unfortunately insufficient and weak. Especially in an atmosphere like Turkey where the agenda is changing all the time…We are unable to explain our product (ideal). Thus, I believe that increasing in number and being organized is the only way to get over these problems.


Of course, there are many people and associations who settled down in early days and do not want this strong organization - so that their orders can continue and they can remain the first and the truest…we know that…but sometimes our actual goal is forgotten: is it simply running an association or helping animals?


These people do not want anybody to put a spanner in their works, but whenever the hell raises between them they certainly include our e-mail addresses in the cc parts…even the group addresses…which means they want to be neither with nor without us.

For instance, even there are people who want HAYTAP to remain as a cyber communication group…in other words “I don’t like this organization of HAYTAP and the volunteers working there, but what can I do? A vast number of people follow the group’s e-mails. Let it die in its cyber form as it was born cyber, too.


So be it, I’d understand.

But is the mentality of “let it be small as long as it is mine” right - just like the mentality of political parties?


Appearing on the relevant pages of popular newspapers on the weekends doesn’t serve anything except satisfying ourselves. Similar to the readers of a sports page or an astrology section or the columnists who focus merely on the pages that they are interested in, we only focus there…we suppose everybody reads that, too…


We play and sing on our own…let’s be reasonable.

No serious media support behind us…no money…no international connections…


But there can be a national organization…its name is, honestly speaking, not that much important.


If I establish my own association, too…definitely there will be 3-5 people who will follow me in this community…here you go: a new competition environment.


Is this a solution?


No.

There are hundreds of associations in the market already. What good can one more do or what happens if one of them goes out of the market?


However, if we bring these local actions together under a strong national voice, we’ll win in the long term. We can’t do much in the short term, anyway. Everyone lingers on materiality. Nothing happens without money, either. Even the ones who donate are the same people and groups. We can’t come out of our shell and express ourselves. Maybe there are many people who set heart on us, but they don’t know whom to trust or which name to believe.


Well then, why HAYTAP? - Because many people – vets in the municipalities, presidents, and authorities from diverse fields – have already been watching this platform. The number of people watching as activists is the most here, as well…


If there is an active, crowded and activist organization already, why establish a new one?

 

Isn’t it a total waste of energy?


That means creating a new competition environment with a new association - when we, all NGOs, should be gathering under a federation instead.


Let me also emphasize that no one has to love each other. It’s only natural that everyone wants to work with the people they love and trust the most.


Yet, we are a handful of people who get together for common purposes…playing tricks behind people’s back but still benefiting from the cyber organization or coming up with narcissistic emotions such as


“we know this many journalists, we have this many important people’s e-mail addresses”

or

“nobody has my experience, come and learn from me”

or

“I was looking after animals when you were just born”

or

“I am ‘one’, you all are ‘zero’, my website is superior to yours”

…makes everybody laugh.

Think about how serious we are taken until these correspondences reach authorities…After that, nothing we demand or write is taken notice of. When you are with them, they behave well to you and pat on your back, but at the end do whatever they want behind your back.

If you could come this part of the article with patience, I don’t doubt the affection of the reader toward animals.


If we go on with this mess, you be sure that no animals will remain on Istanbul streets and even in the shelters till 2015; and the remaining will only be touristy… horse slaughterhouses will settle in the country, illegal animal trading and animal ranches will mount up, companies that cater gambling under the name of hound racing will pop up, narcotizing animals in cooperation with associations will be normalized, we will only see dreams on the newspapers, fur industry will put down its roots throughout the Anatolia…These are not imagery…these are facts…these are what they talk about and plan to do behind the scenes…because they have money, connections, and co-media support as well.


There has to be a resistance element against them that can work as a brake. This is only possible with a single and institutionalized name. Should you not love the people in charge, I’d understand. Did you resent their words one spoon a time, I’d understand. Had you narcissism inside, I’d understand. Maybe you are not appreciated or feel that you been forgotten, I’d understand that, too.


Nevertheless, in the end, we are people who believe in one common mission. Everybody sees that we can go nowhere by crying and complaining. What can you do if they come and poison all the animals in your shelter one night? Which law, which media, which organized social activity, which e-mail addresses do you trust?


We may shout for a few weeks…that’s all. We can’t do anything. Those state authorities in suits are still leading by the nose.

We need to confront the state as a single heart, a strong name. I believe in this…The other way around hasn’t been successful in any part of the world, and in any case, the state always prefers disorganized and weak forces that fight with each other.


Besides, what is the so-called “state”? Authorities who are appointed for specific tasks and have the right to sign documents…


About this matter, they can’t be as sensitive as us. It’s just a structure that consists of people who wants nothing but receiving salary at the end of the month and catching the ring at the end of the day, thundering and roaring behind the armors provided by the state authorization.


I believe that standing against this structure is only possible with the cooperation of local and national forces. The remaining individual and local actions may save that particular region, but will be insufficient for ending the dramas in Mamak, Antalya and Bandırma, changing the law, closing down the pet shops, and preventing animal fights, or other macro level services such as the bear in Bingöl, the wolf in Malazgirt, rabid animals in Kıraç.


In the end, unless you can turn this action into a non-governmental action, a dynamo that works nation-wide and go on working alone and private, you’ll only be beneficial for your egos not animals. If you don’t know how to share; if the concept of morality hasn’t developed – say you’ve made hundreds of movies or organized countless panels to small groups – this only serves propagating one another.

You’ll discover the wheel again and again; can never get to the invention of writing level. You can’t leave anything for the coming years upon which new ones can be put.

1/7/2008

 

 

 

Bu metni türkçe okumak için lütfen tıklayın

 

Son Güncelleme ( Pazartesi, 18 Nisan 2011 18:50 )

Sayfa 1 > 25

www.mujo.in Blog | Güncel Bilgi, Haber, Müzik, Oyun, Film, Dizi, Fragman izle www.cyber-attackers.org Cyber Attackers Team Black Hats Community Turkish Hackers