Reklam

Haytap Film


Warning: mkdir() [function.mkdir]: Permission denied in /home/haytap/public_html/modules/mod_janews/helper.php on line 108

HAYTAP FİLM : Terkedilmek Tüm Canlılara Aynı Acıyı Verir

HAYTAP FİLM : Terkedilmek Tüm Canlılara Aynı Acıyı Verir

HAYTAP'ın  dokuz kısa filmden oluşan film çekimlerinden ilki bu hafta içinde tamamlandı.

TERKEDİLMEK TÜM CANLILARA AYNI ACIYI VERİR  başlığı altındaki ilk filmimizin yönetmenliğini sevgili dostumuz Armağan Büyükkarakaş gerçekleştirirken ,  filmin müziğini yine bir başka dostumuz Yeni Türkü  ve Zuhal Olcay besteleri ile tanıdığınız  sayın Selim Atakan üstlendi.Alp Aygün - Ayşe Özkök - Berrak ve Dost ise bu duygusal yapımda rol aldı.

Kısa filmimizi gerek web siteleriniz üzerinden kullanmak gerekse ilgili basın kuruluşlarında yayınlatmak için HAYTAP ' tan izin almanıza gerek yok. HAYTAP üyesi olsun olmasın tüm ilgili kişiler okullarda , yerel televizyonlarda , derneklerinde , otobüs ve tren terminallerde , büyük alışveriş merkezlerinde , sinemalarda ,  verecekleri her türlü konferanslarında  kullanabilirler , çoğaltabilirler.

Filmin yüksek çözünürlüklü kopyası için lütfen Haytap Evi ile temas sağlayın. bilgi @ haytap.org

Filmi izlemek için lütfen buraya tıklayın

  


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

    

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hayvan Hakları Federasyonu (HAYTAP), hazırladığı görsel projeyle hayvan haklarına dikkat çekmeyi planlıyor. HAYTAP'ın 9 kısa filmi içeren projesinin ilk filmi için “motor” denildi.

HAYTAP Genel Başkanı Ahmet Kemal Şenpolat, yaptığı açıklamada, hayvan haklarına dikkat çekmek amacıyla “Hayvan Hakları İçin 9 Kısa Film Projesi”ni yaşama geçirdiklerini söyledi.

Şenpolat, kısa zamanda projedeki filmleri tamamlayıp tüm görsel medyada, okullarda, internet sitelerinde, sinemalarda ve özellikle televizyon kanallarında gösterimine başlanacağını belirtti.

Amaçlarının hayvan haklarına duyarlılığı ve farkındalığı artırmak olduğunu ifade eden Şenpolat, şunları kaydetti: “Hayvanları kötü muamele yapan büyükleri yasa yoluyla dize getirmeye çalışırken bir yandan da en önemli özelliğimiz olan toplumda farkındalık çalışmaları yapmaya çalışıyoruz. Özellikle kısa filmlerimizi televizyon kanallarında, sinemalarda ve eğitim verdiğimiz okullarda sürekli olarak göstereceğiz. Medyadan ve bizlere destekçi olmak isteyen sponsorlardan bu konuda da destek isteyeceğiz.

Hayvan Hakları savunuculuğu sadece kapının önündeki kedi köpeğe bakmak ya da sadece obsesif olarak kendi hayvanını sevmek değildir. Resmin genelini görebilme yetisidir. Bu dokuz kısa filmi tamamlayabilirsek çok kişinin vicdan duvarlarını delip onların da yanımızda olmasını sağlayacağız.”

“HAYVANLAR DİLSİZ, YASALAR KÖR”

Projenin ilk filmi için “motor” denildiğini ve projenin kalan filmlerinin maliyetini karşılamak adına sponsor tekliflerine açık olduklarını ifade eden Şenpolat, şöyle konuştu: “Projemizin ilk filminin adı “Beni Terk Etme” bir heves uğruna alınarak, daha sonra sokağa acımasızca bırakılan hayvanlarımızı konu alıyor. Bu ülkemizde en yaygın sorunlardan birisi; insanlar hayvan dostlarını çok kolay bir şekilde terk edebiliyorlar.

Ortalama bir film maliyeti 10 bin lira civarında. Kim sponsor olmak isterse kapımız sonuna kadar açık. Çünkü milyonlara ulaşabilmemizin yolu görsel medyayı kullanabilmemizden geçiyor. Kapımızın önündeki değil gözümüzün görmediği milyonlar hedefimiz. Hayvanlar dilsiz, yasalar kör olunca bize de bu konuda çalışan tek federasyon tek sivil toplum örgütü olarak dikkat çekici çalışmalar yapmak kalıyor. Tekrar sesleniyoruz: Orada kimse var mı?”

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/ShowNew.aspx?id=17135900

Son Güncelleme ( Perşembe, 02 Haziran 2011 16:31 )

 

Warning: imagejpeg() [function.imagejpeg]: Unable to open '/home/haytap/public_html/images/resized/images/stories/kitap_poster_brosur/food_inc00_600_376.jpg' for writing: Permission denied in /home/haytap/public_html/modules/mod_janews/helper.php on line 127

Yemekten Önce Seyretmeyin!

Yemekten Önce Seyretmeyin!

Önce 'Hayat', sonra 'Koy' ve şimdi de 'Gıda A.Ş'... NTV Yeşil Ekran’nın yine çok ses getirecek 2010 Oscar adayı belgesel filmi 'Gıda A.Ş./Food,Inc.' 23 Temmuz Cuma saat 22.00’de NTV’de.

Süpermarketlerden aldığımız ve ailelerimize sunduğumuz gıdalar hakkında gerçekten ne kadar bilgi sahibiyiz? Gıda A.Ş.’de Robert Kenner gıda endüstrisinin üzerindeki örtüyü kaldırıyor, ABD hükümetinin izniyle uzun süredir müşterilerden saklanan mekanikleştirilmiş sistemi gözler önüne seriyor. Belgesel ne gibi gıdalarla beslendiğimiz, gıdalarımızın nasıl üretildiği, bu gıdaların sağlığımıza etkileri ve bu değişim dalgasının nasıl küresel gıda endüstrisini boydan boya etkilediği hakkında şaşırtıcı hatta şoke edici gerçekleri ortaya seriyor.

Ödüllü yönetmen Robert Kenner, araştırmacı yazar Eric Schlosser ve Michael Pollan ile birlikte gıda sektörünü insan sağlığı, işçi hakları, hayvan hakları açılarından araştırarak sarsıcı bir şekilde gözler önüne seriyor.


Yemekten Önce Seyretmeyin!


ABD'deki gıda endüstrisini ve şirketlerini ağır bir şekilde eleştiren Robert Kenner tarafından çekilmiş ilgi çekici bir belgesel Gıda A.Ş./Food Inc. Birçok film festivalinde gösterilen Food Inc, bu yıl Oscar’a da aday oldu ve heykelciği The Cove/Koy’a kaptırdı.

Gıda A.Ş./Food Inc. sapsarı başaklarla göz alabildiğince uzanan bir tarla sahnesiyle başlıyor ve inekleri süren bir kovboy görütüsüyle devam ediyor. Bu hoş sahnelerin ardından kendimizi iştah kabartıcı bir süpermarkete buluyoruz. Sebze reyonunda dört mevsim kıpkırmızı kalan domates, bir başka rafta pırıltılı ambalajlarda etleri iştahla izliyoruz. İyi ama bu domatesler dört mevsim nasıl kırmızı kalıyor? Yemyeşil toplanan bu domatesler nasıl kızartılıyor? Ya etler… Hayvanlar hangi şartlarda yaşıyor ve kesiliyor? İşte belgeselin en can alıcı sahneleri yediğimiz gıdaların hangi şartlarda üretildiği ve pazara sürüldüğünü gösterdiği bölümleri oluşturuyor.



Amerikan gıda sektörü için yetiştirilen bir tavuğun yaşamı...

Amerikan gıda sektörü için yetiştirilen bir tavuğun yaşamı yalnızca altı hafta. Hareket etmelerinin imkansız olduğu daracık kafeslerde, hiç ışık görmeden yaşıyorlar. O kadar şişmanlatılmış durumdalar ki, kendi ağırlıklarını taşımaları, ayağa kalkmaları imkansız. Bugün, Amerikalı bir çiftçinin kendi mısırını üretmesi söz konusu değil, yalnızca bazı firmaların genetiği değiştirilmiş ve patenti alınmış mısırını satın alıp yetiştirebilir. Başka bir örnek: Amerika’da tüketilen etin hepsi yalnızca dört büyük şirketten geliyor. Tavukların göğüsleri büyüdükçe ve domatesler dayanıklılık adına genetik olarak değiştirildikçe, her yıl 73.000 Amerikalı E. coli bakterisinin kurbanı oluyor. Diğer yandan obezite ve şeker hastalığı hızla artıyor.

Gıda A.Ş. Amerikalıların marketlerden aldıkları yiyeceklerin aslında nereden geldiğini ve bunun gelecek nesillerin sağlığı için ne anlama geleceğini anlatıyor. Aynı zamanda, bir takım şirketlerle devlet kurumları arasındaki dostane ilişkiyi anlatıyor; tüketici sağlığına, tarıma, çiftçilere, hayvan haklarına ve çevreye düşman bir dostluğu. Ne yediğimize dair korkunç gerçekler başka bir dizi gerçekle iç içe geçiyor; endüstriye, sömürüye ve açgözlülüğe dair gerçeklerle…

6 YILINI VERDİ


Ödüllü yönetmen Robert Kenner, Gıda, A.Ş.’i ekrana getirebilmek için altı yılın üzerinde emek harcadı. Kenner’in önceki filmleri sinemalarda ve televizyonda gösterildi. 2006 yılında, 1967’de Vietnam’da gerçekleştirilen dehşet verici bir pusu ve bununla eş zamanlı olarak Amerika’daki üniversite protestolarını anlatan Two Days In October belgeseliyle Peabody, Emmy ve British Greirson Ödülü kazandı. Kenner 2003’te Martin Scorsese’nin The Blues serisinden esinlenilerek çekilen The Road To Memphis’in yapımcılığını üstlendi.

Kenner, PBS’in ödüllü serisi The American Experience’in War Letters (2001) ile Amerikan tarihinin en korkunç salgınını konu edinen Influenza 1918’in (1998) yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlendi. Emmy, Cable Ace ve Genesis Ödülü kazanan 1997 tarihli America’s Endangered Species: Don’t Say Good-Bye’da Kenner, Amerika’nın soyu tükenme tehditi altındaki canlılarının etkili fotoğraflarını çekebilmek için zamana karşı yarışan iki fotoğrafçıyı kamerasıyla takip etti. Kenner, çeşitli filmlerin, rock müzik videolarının, reklamların ve IMAX sunumlarının yapımcılığını da üstlendi.



NE DEDİLER?

“Yılın en önemli filmlerinden biri” San Francisco Examiner
“Food,Inc. medenileşmiş bir korku filmi... estetik bir şekilde cilalanmış, politik açıdan çok istikrarlı” VARIETY
“Özlü ve ilgi uyandıran bir yapım” TIME MAGAZINE
“Gıda endüstrisinin içinden çok ilginç bilgiler ve daha fazla şok edici şey...” ABC SYDNEY

“Gıda endüstrisi üzerine mantığı durduran, yürek parçalayan, mide köpürten bir açığa çıkarma” SAN FRANCISCO CHRONICLE
“Yılın en korkutucu filmlerinden biri. Aydınlatıcı, aktivist bir belgesel olan Food Inc., beslenme ve daha politik bir noktadan, güç beslenmesi üzerinde duruyor.” NEW YORK TIMES
“Food, Inc., muhteşem bir filmden daha fazlası, son derece önemli bir film.” ENTERTAINMENT WEEKLY
“Food, Inc., bir belgeselden öte sürükleyici bir ibret hikayesi.” LOS ANGELES TIMES


ABC SYDNEY (Carrie Soderberg): Tütün endüstrisi tarafından reddedilmelerinin çiftçileri tavuk yetiştiricilerine dönüştürmesi gibi olayın iç yüzünü anlatan çok etkileyici bilgiler var. O çiftliklerdeki koşullar bir dahaki sefere tavuk butu ısırırken sizi derinden etkileyecek. Gıdalarımızda neden bu kadar çok bakteri olduğu, neden şeker hastalığı salgınının kapımıza dayandığı ve yasa dışı çalışan göçmenler tutuklanırken, onları işe alan firmalara neden hiçbir şey olmadığı gibi pek çok durum karşısında şok olacaksınız.



TIME MAGAZINE (Mary Pols): Şimdi yeniden ilham almak için Robert Kenner'ın tutkulu ve nükteli belgeseli Food, Inc. gibi canlandırıcı bir toniğim var. Michael Moore'un ortaya attığı tüm polemikler kadar önemli ana onun uygunsuz tekniklerini kullanmayan film, Pollan ve Schlosser'in anlatımlarını özlü ve ilgi çekici bir formatta sunuyor.

San Francisco Bay Guardian
(Dennis Harvey): Ustaca çizimleriyle eğlenceli olduğu kadar aydınlatıcı da olan bu belgesel iyimser bir noktada bitiyor. Sizin müşteri olarak tercihlerinizin hala sömürgeci kapitalizmin eziciliğini değiştirebilecek en güçlü araç olduğunu vurguluyor.

REUTERS:
Food, Inc., Amerika Birleşik Devletleri’nde çıkar amaçlı yürüyen gıda endüstrisi üzerine açık sözlü ve bazen de dehşet verici gerçekler ortaya çıkarıyor... Çiftlik yiyecekleri ve ürünlerinin üretimine, çiftçilerin, müşterilerin ve kanun koyucuların gözlerinden bakıyor, bu durumu büyük şirketlerin kırmızı ahıllı -beyaz çitli imajları ile fabrika çiftliklerin realiteleri ve devasa bitki işleme şekilleriyle karşılaştırıyor.



CHRISBATTAGLIA.COM:
Food, Inc. Çok önemli bir belgesel. Ürün paketlerinde, etiketlerinde sunulan aldatmanın yapısal çözümlemesini yapıyor. Belgesel korkusuzca çevrilmemiş taş bırakmıyor. Film, gıdalarımızın ardındaki sır perdesini kaldırmak adına, konunun özüne ulaşabilmek için kazdıkça derine kazıyor.




Av Ahmet Kemal Şenpolat'ın aynı konuda yazılmış GASP adlı yazısı için lütfen tıklayın

Ayrıca web sitemizin Vejetaryan dünyası ile linkini de konu hakkındaki daha detaylı bilgiler için göz atabilirsiniz.

Son Güncelleme ( Cuma, 23 Temmuz 2010 10:01 )


Warning: mkdir() [function.mkdir]: Permission denied in /home/haytap/public_html/modules/mod_janews/helper.php on line 108

Oskar ödüllü ''The Cove'' ..Bu akşam NTV 'de

Oskar ödüllü ''The Cove'' ..Bu akşam NTV 'de

En iyi belgesel dalında Oscar kazanan ‘Koy’, bu akşam NTV’de ekrana geliyor

Katledilen yunuslar

 Dünyaca ünlü fotoğraf sanatçısı Louie Psihoyosun imzasını taşıyan bol ödüllü “Koy”, bu akşam NTV’de ekrana geliyor. Sinemacılar, eylemciler ve dalgıçlardan oluşan bir ekibin, Japon balıkçıların yunus katliamını izlemelerini konu edinen yapım,

uluslararası festivallerde kazandığı ödüllerin yanısıra 2010’da En İyi Belgesel Film dalında Oscar heykelciğinin de sahibi oldu. Belgesel, Japonyadaki Taijide bulunan uzak ve saklı bir koyun kanlı iç yüzünü yansıtıyor.

Taijili balıkçıların, milyon dolarlık yunus eğlencesi endüstrisi ve el altından yürütülen yunus eti

pazarı için gecenin karanlığında yürüttüğü kanlı avı nasıl gerçekleştirdiklerini anlatan belgesel, yapay kayalara yerleştirilen gizli mikrofonlar ve kameraların da içinde bulunduğu son teknolojiden yararlanılarak çekilmiş. Dünyanın dört bir yanındaki hayvanseverleri yunus katliamına karşı harekete geçirmeyi amaçlayan “Koy”, kaçırılmayacak bir çalışma. NTV, 22.00





Koy’u lütfen izleyin, izletin


İzlerken insanlığımdan utandığım ve üstüne belgesel tanımam dediğim Koy (The Cove) sonunda vizyona girdi.

Koy, insanın, güler yüzlü, dost yunuslara yaptıklarını anlatıyor. Hayvanların başına ne geliyorsa dost bildikleri, yakınlaştıkları, güvendikleri insanlardan geliyor zaten.

Japonya’daki balıkçı kasabası Taiji’de yaşanan gizli kapaklı yunus katliamını ve ticaretini açığa çıkaran, görüntüleyen, dünyaya duyuran bu filmin müzikleri, yapay kayalara saklanan kameralardan alınan görüntüleri, sualtı çekimleri, konuyu işleyişi mükemmel.

Ama daha da önemlisi Koy’un anlattıkları ve verdiği mesaj.

Sadece Japonya’da değil, kuzey denizinde de devam eden yunus katliamını ve dünyanın dört bir yerinde, Türkiye de dahil, gösteri amacıyla yunuslara yapılan işkenceleri gösteren bu belgeselin izlenmesi eminim çok şey değiştirecek.
Değişimin mümkün olduğunun en önemli kanıtı, bir zamanlar Flipper adlı dizide yunus eğitmenliği yapan Ric O’Barry’nin, Koy’un başrolünde yunus şovlarına karşı çıkan bir aktivist olarak yer alması.

Kollarında bir gösteri yunusunun intihar etmesi Ric O’Barry’nin metamorfozunun başlangıcı olmuş. Ve yunus şovlarının baş sorumlusu olan bu adam o günden sonra işi gücü bırakıp karşı tarafa geçmiş, bu hayvanların ait oldukları yerlere, denizlere dönmesi için çalışmaya başlamış.

Koy’u izleyince siz de nerede olursanız olun, yunus katliamına karşı duran safha geçeceksiniz ve eminim yunuslarla yüzme imkanı sunan ve yunus gösterileri yapan merkezlere bir daha beş kuruş bile vermeyeceksiniz. Bu tek taraflı eğlence yerlerinin kapanması için elinizden geleni yapacaksınız.

İşte bu yüzden, lütfen diyorum, lütfen, hemen gidin ve Koy’u izleyin.
Pişman olmayacak ve sinemadan farklı bir insan olarak çıkacaksınız.

http://www.hurriyet.com.tr/magazin/yazarlar/14958309.asp?yazarid=119&gid=61

Ömür GEDİK




___________________________________________________________________________________________________

İnsanın eylemci olası geliyor!


Resimde gördüğünüz şu koy yunus kanıyla dolu. Ve bu bizim yüzümüzden.

Sizin, benim gibiler gidip yunuslarla yüzebilsin, yunusları okşayabilsin, su parklarında maymun edilişlerini izleyebilsin diye...
Yunuslar yılın altı ayı Japonya’nın Taiji kasabasındaki bu koyda çığlık çığlığa işkence görerek öldürülüyor, ölenlerin etleri satılıyor; “şansı yaver gidenler” dünyanın dört bir yanındaki su parklarına gönderiliyor, bit kadar havuzlara atılıyor ve hayatta burnuyla top çeviren yunusları izlemekten daha iyi yapacak şeyi olmayanları eğlendirmek üzere eğitiliyor.


Gördüğünüz şu koyda yüzbinlerce yunus öldü. Burası sözde milli park. Uzaktan baktığınızda bir doğa harikası, insana huzur veren cinste. Ama dikenli tellerle çevrili koyun her tarafında “Dikkat!”, “Girilmez!” tabelaları var. Koca koca, kırmızı harflerle yazılmış... Ellerinde bıçaklarla dolaşan balıkçıların meskeni burası. Gündüz burada yunusları öldürüyor, gece ateş etrafında birbirlerine katliam anılarını anlatıyorlar. Hayır, bu onların geleneği falan değil çünkü Taiji’deki bu koyda olanlar Japon halkından gizli tutuluyor.

YUNUS ETİ EŞLİĞİNDE YUNUS GÖSTERİSİ İZLİYORLAR

Taiji, dünyanın en ikiyüzlü kasabası. Kentin her yanı yunus heykelleri, yunus resimleri, yunus hediyelikleriyle dolu. Burada olup biteni, yunus katliamlarını bilmeyenler sanır ki dünyanın en yunus dostu yeri.
Oysa Taiji’deki Balina Müzesi’ni ziyaret edenler hem yunusları izleyebiliyor hem de yunus eti yiyebiliyorlar.
İyi ki Ric O’Barry gibileri var. Barry dalgıçlar, eylemciler ve sinemacılardan oluşan ekibini topluyor; gecenin karanlığında koyun her tarafına yapay kayalar içinde gizli kameralar ve mikrofonlar yerleştiriliyor. O kameralar balıkçıların yunusları vahşice öldürmelerini, koyu kan gölüne çevirmelerini tüm detaylarıyla kaydediyor.
İşte geçtiğimiz hafta vizyona giren “The Cove”(Koy) belgeseli böyle ortaya çıkıyor.
İzlediğinizde insanlığınızdan utanıyor, poponuzun üzerinde oturup saçma sapan işlerle uğraştığınız için kendinize öfkeleniyorsunuz. “Bir tarafından ben nasıl tutarım acaba?” diye düşünüyorsunuz.
O’Barry’nin dediği gibi “Eğer orada olanlara son veremezsek, bunu düzeltemezsek, büyük sorunları boş verin, umut yok demektir.”

İnanması zor bazı gerçekler

* 1970’lerde balina ses kayıtları dünyanın ilk çevre hareketini ateşlemeye yardımcı oldu.
* Taiji dünya çapındaki su parkları ve yunuslarla yüzme programlarının en büyük yunus tedarikçisi.
* Yakalanan yunusların her biri 150 bin dolara satılıyor. Taiji Balina Müzesi bu satışta komisyonculuk yapıyor, kârı belediye ve balıkçılarla paylaşıyor.
* Yunus avı her yıl eylülde başlayıp marta kadar sürüyor.
* Her yıl Japonya’da 23 bin yunus öldürülüyor.
* IWC (Uluslararası Balina Avcılığı Denetleme Komisyonu) 1986’da ticari balina avcılığını yasakladı. Bir yıl sonra Japonya üç katı sayıda yunus öldürerek ve büyük balinalarla ilgili öldürücü araştırma programları başlatarak cevap verdi.
* 1986’dan beri Japon heyeti, IWC’nin ticari balina avcılığı yasağını kaldırmaya çalışıyor. Son yıllarda komitede güç kazanmak ve oy çoğunluğunu elde etmek için çalışmalar yapıyorlar. ıflas etmiş veya fakir ülkelere maddi yardımda bulunup karşılığında onların IWC’ye üye olmalarını ve kendilerine balina/yunus avcılığı konusunda oy desteği vermelerini istiyorlar. Kamerun, Togo, Kamboçya, Ekvator, Eritrea, Gine Bisav, Kiribati, Laos ve Marşal Adaları bunlar arasında. Bu ülkelerin temsilcileri IWC’de Japonya yanında oy veriyor ancak konferanslar sırasında ya dergilerdeki otomobil ilanlarına göz gezdiriyor ya da uyukluyorlar. Birkaç yene oylarını satıyorlar yani.
* 2003’ten bu yana Japonya, yunus ve balinaları avlama bölgelerinin sayısının azalmasını eleştiren bilimsel verileri aktarıyor.
* “Science” dergisindeki 2006 tarihli bir rapora göre balıkçılık bu hızla devam ederse 40 yıl içinde dünyanın balık stokları bitecek.

http://www.hurriyet.com.tr/magazin/yazarlar/14958305.asp?yazarid=350&gid=61

Melis ALPHAN

melisalphan@hurriyet.com.tr

Son Güncelleme ( Cuma, 16 Temmuz 2010 11:16 )


Warning: mkdir() [function.mkdir]: Permission denied in /home/haytap/public_html/modules/mod_janews/helper.php on line 108

Kurtlar Vadisi 'nde HAYTAP Damgası !

Kurtlar Vadisi 'nde HAYTAP Damgası !

Kurtlar Vadisi Dizisinin baş kahramanı Memati ''Sokak İnsanı Dövüyorum Usta'' repliği ile uzun süre hafızalara kazınacak sezon finali yaptı.


Federasyon'umuzun son yılların en popüler dizilerinden Kurtlar Vadisi Pusu 'nun yapımcı şirketi Pana Yapım ve yönetmen Raci Şaşmaz ile temasa geçmesi ve istemimizin film ekibi tarafından olumlu karşılanması sonucu sezon finaline müthiş bir sahne eklendi.


Yönetmen Raci Şaşmaz'a ve tüm film ekibine hayvan dostlarımıza verdiği destek için sonsuz teşekkür ediyoruz.  Umarız Memati karakteri uzun yıllar boyunca kimsesiz güçten düşmüş hayvan dostlarımızın kurtarıcısı olarak da hafızalarda yer edinir. Herkes onu bu yönü ile örnek alır.


Filmin ilgili Sahnesini İzlemek için Lütfen Tıklayın...

Diğer Videolar için Haytap.tv adresine bakın lütfen.

 

 


 

 

 

HAYTAP - Hayvan Hakları Federasyonu

Son Güncelleme ( Perşembe, 30 Aralık 2010 13:27 )


Warning: imagejpeg() [function.imagejpeg]: Unable to open '/home/haytap/public_html/images/resized/images/stories/kitap_poster_brosur/hachi_afisi_287_401.jpg' for writing: Permission denied in /home/haytap/public_html/modules/mod_janews/helper.php on line 127

Gerçek Bir Sadakat Filme Uyarlandı

Gerçek Bir Sadakat Filme Uyarlandı

Tokyo'da 1920li yıllarda yaşanmış dramatik ve bir o kadar da güzel sadakat öyküsü.

Film orjinali japonya 'da geçiyor olmasına rağmen sanırım ilgi çekmesi açısından Hollywood versiyonu yapılması planlanmış ve başrole az da görünse Richard Gere koyulmuş. Bu nedenle de köpeğin orjinal ismi Hatchiko'nun söylenişi de daha çok benimsensin diye tüm film boyunca Hatchi diye geçiyor.

Bir insanla bir hayvan arasındaki bağ en fazla ne kadar olabilir ki? Bu film bütün düşünceleri yıkıyor ve inanılmaz bir gerçek hayattan alınma öyküyü bizlere sunuyor. Bir bilim adamı Prof Ueno , işten her gün dönerken metronun girişinde Hachiko isimli köpeği tarafından karşılanır.

Ancak bir gün bu profesör trenden inmez çünkü  ünivresitede ders verirken aniden ölür. Bunu bilmeyen sevgili dostu  Hachiko, yıllar boyu O’nun geleceği ümidiyle metronun ( filmde tren istasyonu ) çıkışından ayrılmaz. Köpeğin 10 yıl boyunca sahibini özlemle beklemesi sırasında, orada yaşayan halkla da arasında özel bir bağ kurulur. Kendisi de yaşamı sona erene kadar bu sadakatinden vazgeçmeyen Hachiko’nun heykeli Tokyo’daki Shibumi  metro istasyonunun girişine yaptırılmış ve günümüzde de hala oradadır. 

Filmde konu küçük bir kasabada , nufusun ve arabaların az olduğu bir mekanda çekilmiş. Ancak 1920lerin 30ların Tokyosu bugünkü kadar olmasa da çok çok kalabalık olması lazım. Dolayısıyla  bir köpeğin her gün o trafik ve kalabalıkta insanlar arasından sıyrılıp , metrodan inen binlerce insan arasında sahibini beklemesi çok daha ilginç. Film bu kısmı çok çok vurgulamıyor. Yetişkinlerin bekledği duygusal formatı tam veremese de tüm çocukların , tüm eğitim programlarımızda mutlaka izletilmesi gereken bir film olduğunu düşünüyorum .

Ayrıca , eşi öldükten sonra ,  evin hanımının da köpeği nedensiz bir şekilde terketmesi ve bunund da tam olarak açıklanmaması da filmin tezatlarından birisi.

Yine de çok detaylara takılmadan sadakat ve vefa açısından mümkünse duygusallığını yitirmemesi açısından dublajsız ama altyazı ile izlenmesi gerekir diye düşünüyorum.

Tokyo'da bugün Shibumi metro istasyonuna gittiğinizde o kalabalığın arasında Hatchiko'nun metro kapısındaki muteavazı heykelini de görüyorsunuz. O kalabalık arasında dikkatten kaçabiliyor ama meraklısı mutlaka gitmişken bu sadık dostun önünde de bir fotoğraf çektirmesi bu hikayeyi dilden dile anlatması gerekir diye düşünüyorum10/01/2010

Süre:1 saat 44 dk.

Ahmet Kemal Şenpolat


 

 

 

Son Güncelleme ( Cuma, 03 Aralık 2010 17:07 )

Sayfa 1 > 3