Reklam

Konuk Yazarlar


Warning: mkdir() [function.mkdir]: Permission denied in /home/haytap/public_html/modules/mod_janews/helper.php on line 108

Hayvan Hakları Savunucusu, Sanayi Dalgıcı Bir Kadın

Hayvan Hakları Savunucusu, Sanayi Dalgıcı Bir Kadın

Günümüzde iş hayatında 'kadın' olarak var olmak (halen) zor. Sanayi dalgıçlığı gibi bir işin ne kadar zor bir iş olduğunu, konunun içinde değilseniz, tahmin bile edemezsiniz

 


'Sanayi dalgıcı bir kadın' olmanın zorluklarını merak ederek Ege Sakin ile konuştum.
Ege Sakin ile İstanbul'da dalış sektöründen bir çok katılımcının olduğu 'MEDEX Dalış, Balıkçılık ve Su Sporları Fuarı'nda tanışmıştık. Kendisi, benim de zaman zaman su altı ile ilgili yazılarımın yayımlandığı 'SUALTI Gazetesi' nin editörü.  Bilal Karataş ile birlikte hazırladıkları SUALTI gazetesini dalışa ilgi duyan bir çok kişi yakından takip eder.
Ege Sakin ile aynı zamanda çok ortak tanıdığımız var. Sektörde yalnızca 'kadın' olmayı 'temsil' etmiyor kendisi. Yalnızca 'eğitimli dalıcı' olmayı da temsil etmiyor. Kendisi 'aktif bir hayvan hakları savunucusu', çevreci, doğa ve hayvan sevdalısı, eğildiği konularda uzman, yönetici, yönlendirici, lider....
Kendinizi tanıtır mısınız? Kaç yıldır dalıyorsunuz?
Merhaba ben Ege Sakin , 1.sınıf dalgıç ve basınç odası operatörüyüm. SUALTI Gazetesi'nde Bilal Karataş ile birlikte çalışıyorum. Prosat'ın ( profesyonel sualtı adamları topluluğu derneği ) başkan yardımcısıyım. Haytap'ın da. ( hayvan hakları federasyonu ) İstanbul adalar temsilcisiyim.

Deniz kenarı bir memlekette doğmuş biri olarak kendimi bildim bileli dalıyorum. Profesyonel anlamda dalışlarım ise 'İstanbul Üniversitesi Sualtı Teknolojisi'ne girdiğim 2003 yılından beri devam ediyor.

Nerelerde ve ne gibi işlerde çalıştınız?
Daha çok İstanbul içinde olmakla birlikte çeşitli yerlerde çeşitli işlerde çalıştım. Survey'ler, kontrol dalışları, tekne altı temizlikleri , batık işleri vs. Bir dönem basınç odası operatörülüğü de yaptım.
Son zamanlarda mesleğimi daha çok sosyal sorumluluk projeleri için kullanıyorum. Sivil Toplum kuruluşlarının çalışmalarında gönüllü olarak yer alıyorum.
Yaşanan çevre katliamlarına, hayvanlara yapılan işkencelere yetkililerin dikkatini çekmek, toplumda bilinç ve farkındalık oluşturmak için yapılan etkinliklerde sanayi dalgıçlığını kullanıyorum. Bu hem toplumun hem de basının ilgisini çekiyor.

Örnek verebilir misiniz ?
Geçen yıl yapılan ''Havuzlardan Okyanuslara Yunuslara Özgürlük'' mesajı ile yapılan etkinlikte başlık dalışı yaparak sualtından dünyada ilk kez basın bildirisi okuduk. Bu basının çok ilgisini çekti ve bu kampanya çok başarılı oldu, artık pek çok insan 'Yunus Parkları'na gitmenin doğru olmadığını biliyor.
Yeri gelmişken söylemek istiyorum, bu etkinliği bu yıl da 7 kasım 2011 de Muğla Ortaca'da yapacağız. Ben yine başlık dalışı yapıp sualtından basın bildirisi okuyacağım, ancak bu kez yanımda Hayvan Hakları Federasyonu başkanı sayın Ahmet Kemal Şenpolat' da olacak, basının benim aracılığım ile soracağı soruları bir yazı tahtası kullanarak Ahmet beye ileteceğim ve yanıtlarını okuyacağım. Böylece Tutsak Deniz Canlıları konusunda ilk sualtı röportajını yapmış olacağız.

Geçtiğimiz yıl ulaştırma bakanını daldırarak Sualtından canlı tv programı yapan Hakan Tiryaki'den aldığımız bu fikri uygulayabilmek için haytap başkanı kursa gidip 2 yıldız dalıcı eğitimi ve sertifikası aldı.
Bu etkinlik herkese açıktır.Katılmak isteyen herkes katılabilir, detayları SUALTI Gazetesi sayfasında bulabilirler.

Ayrıca deniz temizlikleri ; seçilen bölgede halkın yetkililerin varsa sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla sahil temiziliği düzenleniyor bu sırada kıyıdan giren dalgıçlar da çıkardıkları çöpleri sergiliyor . Bu çalışmalar Bandırma ya da Adalar bölgesinde yapılanlar gibi, kurumların düzenlediği etkinlikler olabiliyor. Böyle olunca gidip dalışınızı yapıyorsunuz sadece .
Ancak deniz kirliliği konusunda çok çok başarılı işler yapan bir dernek var ; STH . STH'nın düzenlediği etkinlikler şenlik havasında geçiyor, ve STH gönüllüleri bu güne kadar binlerce çocuğu , binlerce insanı deniz konusunda bilgilendirdiler.

Eğitimli dalgıçla, eğitimsiz ve çekirdekten yetişen farklı mı?
İş kalitesi açısından bakarsak , Türkiye'de farklı değil ! Çünkü kimsenin umurunda değil. Firma en düşük ücretle çalışacak olanı tercih eder.

Dalış açısından bakacaksak dürüst olmak gerekirse kendini yetiştirmiş, okulda verilen teorik derslerin ders notlarını bulup hepsini öğrenmiş alaylı dalgıçlar da var, okulda öğrendiği her şeyi unutmuş okullu dalgıçlar da var.
Okuldan çıkan süperdir , piyasada yetişen kötüdür demek ne kadar doğru bilemiyorum.

Ancak, dalış şakaya gelmez! Bu ciddi bir iştir, en küçük bir dikkatsizlik, en küçük bir hata hayatınıza mal olabilir. Okul sizin hata yapma olasılığınızı en aza indirir(tabii eğer okulda anlatılan kuralları uygularsanız). Bu işte hata yaparak öğrenme hatalardan ders alma gibi bir lüksünüz yoktur.

Eğitimli dalgıç tepki görüyor mu?
Eğitimli dalgıç tepki görüyor tabi , sadece dalgıç değil eğitimli olan çoğu kişi tepki görüyor mevcut düzende. Hele ki yanlışları görüp söylüyorsanız hele ki söylemekle de kalmayıp düzeltmeye kalkarsanız...
Yapılacak olan iş ne ise , o işi aldığınız eğitimin hakkını vererek yapmalısınız, bu uzun vadede hem size he de bu mesleğe değer kazandıracaktır.

Ülkemizde yaşanan sanayi dalışı kazaları ile ilgili olarak yapılmış bir istatistik var mı?
Bu konuyla ilgili bir istatistiki bilgi ve yapılmış bir çalışma yok, PROSAT bu konu ile ilgili olarak bir çalışma başlattı ve yaşanmış dalış kazaları ile ilgili bilgileri topluyor, bu çalışmanın sonunda çok önemli bir kaynak elde edilmiş olacak diye düşünüyorum.
Yaşanan dalış kazaları liman başkanlıklarına bildirilmek zorunda, ancak kaza ölümle sonuçlanmadığı sürece bu bilgilendirme yapılmıyor.
İşte bu noktada da aslında okullu dalgıç ile alaylı dalgıcın farkı ortaya çıkıyor ; böyle bir durumda okullu dalgıç kazayı rapor edip bildirmesi gerektiğini bilir ve bunu yapar oysa alaylı dalgıç bu durumu sıradan , olağan bir durummuş gibi görür ve rapor yazılması gerektiğini düşünmez , çünkü o piyasada işlerin bu şekilde yürüdüğünü görmüştür.
Bakın size en son yaşanan olayı örnek göstereyim; İstanbul'da bir akvaryumda (ki ben buna deniz canlıları hapishanesi diyorum ) geçtiğimiz aylarda ölümle sonuçlanan bir kaza gerçekleşti. İşletme profesyonel dalgıç çalıştırması gereken iş için sportif dalıcı olan birini çalıştırıyor; akvaryumun temizliği sırasında çok çok basit bir hatadan dolayı bu gencecik insan akvaryumda hayatını kaybetti. Oysa ki o iş profesyonel bir dalgıç tarafından yapılmış olsaydı bu gün o genç insan hayatta olacaktı kimse ölmeyecekti.Bunun gibi onlarca olay var, çok yakın zamanda yaşandığı için bunu örnek verdim.
Dalış sadece suya girip çıkma işi değildir, dalış organizasyon koordinasyon işidir ve asıl mesele işin suyun üstünde yapılan kısmındadır. Alaylı dalgıçlar çok çok iyi dalışlar yapabiliyor olabilirler ama Dalış işini koordine etmek, bu başka başka hesaplamalar yapmayı gerektirir.
PROSAT'ın dalış kazaları istatistik araştırması sonuçlandığında bence asıl o zaman ortaya çıkacak okullu dalgıç alaylı dalgıç farkı..

Balıkkadın olmak balıkadam olmaktan farklı mı? Neden?
Farklı. Özellikle bu meslekte. İş kalitesi açısından ; Kadınlar kesinlikle daha dikkatli, daha düzenli, ve daha titizler. İşin tüm detaylarını ortaya koyup planlamayı öyle yaparlar ve bir kadının yönettiği dalışta çok sorun çıkmaz. çıkabilecek tüm sorunlar önceden düşünülmüştür çünkü.

Bunun bir kaç sebebi olduğunu gözlemledim, birincisi doğal olarak kadın olmanın özelliğinden kaynaklanıyor, biz yapımız gereği düzenliyiz. Bir diğer sebep o kadar erkeğin arasında kendini kabul ettirme çabası olabilir diye düşünüyorum. Çünkü o erkekler sizin bir gün çuvallamanızı bekliyorlar aralarında gülüşmek için. bunu biliyorsanız hiç hata yapar mısınız ?  Bir diğer ve en önemli sebebi bence bir kadınsanız ve sanayi dalgıçlığı yapıyorsanız bunu çalışmak zorunda olduğunuz için değil, bu işi sevdiğiniz için yapıyorsunuzdur ve sevdiğiniz işi yaparken o iş size zor gelmez kolaya kaçmaz baştan savma yapmazsınız.

Fiziksel açıdan, bu iş zaman zaman beden gücü gerektiren bir iş, suyun altında ağır bir parçayı yerine oturmak ya da yerinden sökmek için belli bir fiziksel güce ihtiyacınız var. Erkek dalgıçların kas gücü avantajı ile kolaylıkla yaptığı bir iş kadın dalgıç iseniz kimi zaman sizi zorlayabilir , ama hidrolik aletler diye bir şey var. Ayrıca işin tam da o noktasında dalış ekibinizin içinden en güçlü kuvvetlisine dalış sırasını verebilirsiniz.

Avantajları var mı? Dezavantajları?
Ayrı soyunma odanız oluyor, elbisesine işemiş erkeklerin soyunduğu odada soyunmak zorunda kalmıyorsunuz. Zamanla size alışıyorlar hatta sevmeye bile başlıyorlar ve scubanızı falan hazırlıyorlar!
Dezavantajı; firmalar erkekleri tercih eder. kolay iş bulamazsınız.

Kadın olarak tepki gördünüz mü? Kimden? Ne gibi durumlarda? Hiç şikayet ettiniz mi? Kime?
Şikayete konu olacak bir tepki görmedim çalışma ortamlarında. Kadın dalgıç olarak ortama girdiğinizde ilk önce herkes size kuşkuyla bakar, ve pes edip gideceğiz gün üzerine bahis döndürmeye başlarlar :) sonra da size alışırlar.

Bu işe şimdi devam ediyor musunuz? Neden bıraktınız?
Şu dönemde çok aktif olarak yapmıyorum. Evlendikten sonra teknemi elden çıkardım ve sonra biraz ara verdim. Zaman zaman bazı işlere gidiyorum. Ama daha önceki sorunuzda da dediğim gibi son yıllarda bu işi sosyal sorumluluk çalışmaları için yapıyorum.
Benim en iyi bildiğim şey bu iş, ve topluma mesaj vermek için yapılacak bir etkinlikte planlamayı en iyi bildiğiniz konu üzerinden yaparsanız başarılı olma şansınız artar.

Sportif dalış veya Sanayi dalışı, kadınlar için biri daha uygun diyebilir misiniz?
Bu tamamen o kadının kendisinin bileceği iş. Siz kendinize hangi işi uygun buluyorsanız size uygun iş odur.

Sırf erkeklerin çalıştığı bir ortamda çalıştınız mı? Kendinizi nasıl kabul ettirdiniz?
Çoook. Dürüst davranarak.Ayrıca belirtmek isterim ki adı Profesyonel sualtı ADAMLARI topluluğu derneği olan bir derneğin başkan yardımcısıyım. Siz dürüst ve kararlıysanız eninde sonunda kabul ediyorlar. Teşekkür ediyorum.

Ben de Ege Sakin'e açıklayıcı ve umarım gözümüzü açıcı cevaplarından dolayı teşekkür ediyorum. Bizlere 'kadın' olmanın zorluklarından ziyade, 'insan' olmanın sorumluluğunu hatırlattığı için.

Röportaj: Esra Tunalıgil

29.Eylül.2011

http://www.seffafgazete.com/haber_detay.asp?haberID=8505#.ToRfMzig0S4.facebook

 


 

Warning: mkdir() [function.mkdir]: Permission denied in /home/haytap/public_html/modules/mod_janews/helper.php on line 108

Ayının Peşine Düşmek - Erdal Atabek

Ayının Peşine Düşmek - Erdal Atabek

Ayinin Pesine Dusmek!

Ormanlik bir bolgede iri bir ayi insanlara saldirdi.

Iki kisiyi oldurdu. Bolge ofkeyle sarsildi.

Ayinin vurulma izni cikti. Avcilar ayinin pesine dustu.

Henuz yakalanip vurulmadi ama av suruyor.

Ayi iste.

Armudun iyisini yerler. Bali cok sevdikleri bilinir.

Yavrulari sevimlidir.

Yavru ayilar kacirilip burnuna halka takilarak gosterilere cikarilirdi.

Bu “ayi oynatma”yi gormusumdur.

Ayi cingenenin caldigi tefle gobek atar.

Hamamda kadinlarin nasil bayildigini yatarak taklit eder.

Ayi oynatma sonradan yasaklandi sanirim.

Ayilarin kadin kacirdiklari bile soylenir. Gunahlari boynuna.

Bu kez de “katil ayi” pesinde avcilar kopekleriyle kosup duruyor.

***

Ayi ormanlik alanda insanlari oldurmus.

Ama ayilar pek saldirmaz. Genelde kacar.

Acsa, yuvasina saldirilmissa, yavrulari tehlikedeyse ayi saldirir, yaralar, oldurur.

Hayvanlarin saldirganliginin nedenleri vardir.

Bu bolgede ayi yerlesimlerinin HES calismalari nedeniyle zarar gordugu de one suruldu.

Yuvasi bozulan hayvan saldirganlasir. Bu olabilir.

Ayi, eninde sonunda bir hayvan. Icguduleri var. Tepkileri var. Onceden kestirilmesi zor davranislari var.

Ama, esi ayrilmak istiyor diye onu bicaklayan ayi yok.

Boyle insan var.

Bali paylasirken cikan kavgada otekini vuran ayi yok.

Boyle insan var.

“Sen beni yolda gectin” diye kizip dovusen ayi yok.

Boyle insan var.

Dahasi var.

Bir grup ayinin bir baska grup ayiya pusu kurup cukura dusurup baslarini taslarla ezip oldurmesi hic olmadi.

Bir grup insanin baska bir grup insanla savasip onlari oldurmesi insanlar arasinda cok goruldu. Goruluyor da.

Insanin insana yaptigi zulmu hicbir ayi oteki ayiya yapmadi.

Ayilar, oteki ayilari toplama kamplarina koyup ac susuz, hasta birakip olumlerine yol acmadi.

Insanlar bunlari yapti. Yapmaya devam ediyor.

Ayilar baska ayilara karsi dunya savaslari cikarmadi.

Insanlar cikardi.

“Ayilar mi, insanlar mi?” diye sorarsaniz, kimlerden yana olmak daha dogru gorunuyor?

Ben ayilardan yanayim.

***

Acaba duydunuz mu? Ayilar altin cikarsinlar diye topraklarini altust etme hakkini kimselere verdiler mi?

Vermezler. Cunku onlar ayi.

Acaba duydunuz mu? Yiyeceklerini daha cok yerde satabilmek icin dayanikli olsunlar diye genetiklerini degistirdiler mi?

Yapmazlar. Cunku onlar ayi.

Ormanlari keserler mi? Dereleri kuruturlar mi?

Yapmazlar. Cunku onlar ayi.

Yalan soylerler mi?

Soylemezler. Cunku onlar ayi.

Disi ayilari kacirip erkek ayilara satarlar mi?

Satmazlar. Cunku onlar ayi.

Trafik kazalarinda olurler mi?

Olmezler. Cunku onlar ayi.

Ayilar birbirini hapseder mi?

Etmezler. Cunku onlar ayi.

Butun bunlari insanlar birbirine yapar. Sonra da ayiya donup “ayi iste” derler.

Birbirlerine bakip da “insan iste” derler mi?

Hic sanmam…

http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=276328

12 Eylul 2011 - Cumhuriyet


Son Güncelleme ( Salı, 13 Eylül 2011 10:17 )


Warning: mkdir() [function.mkdir]: Permission denied in /home/haytap/public_html/modules/mod_janews/helper.php on line 108

Terkedilme Acısı - Can Dündar

Terkedilme Acısı - Can Dündar

Belki de onu hiç tanımasa daha iyiydi. Ondan önce alışkındı yalnızlığa; kendi başının çaresine bakabiliyordu.
Sokaklar it kopuk doluydu; onlara alabildiğine güvensiz, kendine aşırı güvenliydi; hepsine kafa tutuyordu. 
Evet, belalıydı hayat, zordu ayakta kalmak, ama uğraşıp alıyordu ekmeği aslanın ağzından, karnını doyuruyordu.
Birbaşınalık güç, ama tanıdıktı; böylesine acı vermiyordu.
* * *
Onu gördüğünde herkese yaptığı gibi uzak durmuş, kuyruğu dik tutmuştu başta...
Mademki diğer yabancılardan farkı yoktu; gardı düşürmenin âlemi de yoktu.
Ama gözünün ta bebeğine bakıyordu bizimki...
Belli ki ona ilk görüşte vurulmuştu. İlk dokunuştan ebediyen bir arada yaşayacaklarmış gibi bir his oluşmuştu.
Bir sıcak gülüş, bir tatlı sarılışla düştü gardı; kalbini açtı, kedi gibi uysallaştı.
Evet, sevebilirdi bunu...
Hürriyetinden onun için cayabilir, yalnızlığını noktalayabilirdi.

* * *
Yemeklerini paylaştılar önce... Sonra evlerini, yataklarını...
Her yere birlikte gidiyorlar, hep birlikte geziyorlardı. Tatlı sözler, cilveleşmeler, hediyelerle başı dönüyordu.
Günden güne ona daha da alışıyor, şüphelerinden arındıkça gevşiyor, güven hissiyle tanışıyordu.
Belki de yıllarca boş yere direnmişti böyle bir ilişkiye...
Kendine boş yere ıssız kaleler inşa etmiş, onca acıyı boşa çekmişti belki de...
Kendini tanıyamıyordu:
Aşk, tırnaklarını, dişlerini sökmüştü adeta; uysallaşmış, evcilleşmişti.
* * *
Bir sabah yalnız uyandı; yanı boştu.
Bahçeyi aradı; yoktu.
Sokağa koştu; uzaklaşan arabanın egzozunu gördü.
Ufukta kaybolana dek süzdü arabayı...
“Nasılsa dönecek” diye düşündü o an... o gün... o hafta...
“Galiba gelmeyecek” diye kaygılandı o ay sonu...
“Gitmeseydi keşke” deyip durdu o mevsim...
Ve yılsonu, “Keşke hiç gelmeseydi”ye döndü hissiyatı...
Öylesine çökmüştü.
* * *

Oysa kimseye güvenmediğinde güçlüydü; aşk, direncini kırmıştı.
Cömertçe açtığı kalp, iltihaplı bir yara olup çıkmıştı.
Sevgisizken aldanmazdı hiç olmazsa; şimdi hem sevgisiz kalmış, hem kandırılmıştı.  
Tutkuyu bir kez tattığı için hep onu arar olmuş, tokluğa alışınca açlığı unutmuştu.
“Bir gün mutlaka gelecek”le “Onsuzluğa alışmalıyım” arasında gidip gelmekten bitap düşmüştü.
Yeniden it kopuk dolu sokaklara döndüğünde aşka düşmeden önceki halinden eser yoktu. Hastalanmıştı.
Nefretten korkarken, aşkla zehirlenmiş, ihanetle yaralanmıştı.
Sessizce ağladığı gecelerde “Belki de onu hiç tanımasam daha iyiydi” diye sayıkladı.
Yalnızlık belası, ayrılık acısından âlâydı.
* * *

Kıssadan Hisse: Her yıl, okullar kapandığında karne hediyesi olarak hevesle alınan yüz binlerce hayvan, tatil yörelerine götürülüp sezon sonunda, oralarda açlığa ve ölüme terk ediliyor. Yapmayın! Çocuklara da hayvanlara da bunu yaşatmayın. Hayvan Hakları Federasyonu’nun (HAYTAP) “Terk edilmek tüm canlılara aynı acıyı verir” filmini izleyin, kampanyasını destekleyin.

http://www.haytap.org/index.php/201103183252/haytap-film/haytap-film-terkedilmek-tum-canlilara-ayni-aciyi-verir

Can Dündar

04.09.2011






http://gundem.milliyet.com.tr/terk-edilme-acisi/gundem/gundemyazardetay/04.09.2011/1434367/default.htm



Warning: imagejpeg() [function.imagejpeg]: Unable to open '/home/haytap/public_html/images/resized/images/stories/hayvanlar/kuslar/pelikan002_480_331.jpg' for writing: No such file or directory in /home/haytap/public_html/modules/mod_janews/helper.php on line 127

Arabalı Vapurdaki Pelikan Osman

Arabalı Vapurdaki Pelikan Osman

2007 yılının Ağustos ayıydı... Mermercik koyundan tekneyle dönerken Bedalan kayalıklarında bir pelikan gördüğümü sandım.

Meğer bir değil iki pelikan varmış. Tahminen göç esnasında eşi yaralanınca adaya zorunlu iniş yapmışlardı. Yaralı eş dişiydi ve kısa zamanda öldü... Erkek terk etmedi eşini; dolayısıyla adayı...

Adalıların pek de değişiklik olmayan yaşamlarına mucize gibi gelmişti pelikan.. Beslediler, baktılar, sevdiler, adını da Osman koydular...

Osman önce evcilleşmeye başladı, ardından sosyalleşmeye ve giderek insanlaşmaya...

Plaja gelip havluların üzerine yatmalar, yatarken durmaksızın okşanmayı beklemeler, ilgilenmezseniz güneş gözlüğünüzü veya cüzdanınızı kapıp uçarak denizin ortasına bırakmalar... Bul bulabilirsen...

O kadar sevimliydi ki Osman kimse ona kızamıyordu.

Balıkçılar günlük tayınını eksik etmiyordu.

Bizim ise ayrı bir dostluğumuz vardı Osman’la...

Geç uyandığım günler balkona gelip çeşitli sesler çıkartarak uyandırıyordu beni. Plaja beraber gidiyorduk.

Benimle sürekli oynamaya çalışırdı. Onsuz denize girdiğimde ya da denizde onunla “yeterince” oynamadığımda gagasıyla cezalandırırdı. O yaz kol ve bacaklarım çizik içinde kalmıştı.

Kalabalıklara bayılırdı. O kadar ki artık cenazelere de katılmaya başlamıştı. Camiden mezarlığa cenaze alaylarına eşlik ediyordu. Hem de en önde Ama kalabalık sevgisinin en çarpıcı örneğini adamızın karakol açılışında yaşadık...

Balıkesir’den vali, emniyet müdürü ve kimi devlet erkânı geldi...

Tören başladı, bando takımı küçük konserini verirken uçarak geldi Osman.

Konuşmacılar kürsüdeyken pür dikkat dinledi onları. Vali konuşmasını bitirince herkesten önce 2 metrelik kocaman kanatlarıyla o başlamasın mı alkışlamaya!

Törenin resmiyeti bir anda bozuldu, herkes gülme krizine girdi...

Emniyet müdürü 20-30 saniye daha ciddiyetini korumaya çalıştı ama sonra o da kendini koyverdi...

Kim bilir belki de yaşlanıyordu Osman... Daha az uçmaya başladı...

Yeni bir ulaşım metodu icat etti ansızın... Kanoların, kayıkların, motorların, yatların pruvasına oturuyor, istediği koylara keyifle gidiyordu.

Bu gidiş gelişler ondaki seyahat tutkusunu alevlendirdi.

Vapurlara dadandı.

Gazetede fotoğrafını gördük. Görevliler indirmeye çalışırken o şiddetle itiraz ediyor.

Bir sabah uyandık... Osman yok... Herkes onu soruyordu. Koy koy arandı ama bulunamadı!

Derken bir haber... Osman arabalı vapura binip Erdek’e gitmiş!

Adalılar derhal Erdek’e almaya gittiler Osman’ı...

Erdekliler biraz itiraz ettiyse de Osman yine adadaydı.

Ancak Osman bir süre sonra arabalı vapura binip tekrar Erdek’e gitti...

Yolu öğrenmişti artık... Adalılar bu kez gitmediler peşinden... Küstüler... Ne de olsa terk edilmişlerdi... Kırgındılar.

3 ay kadar sonra yine gazetelere çıktı Osman... Erdek sahilinde bir sokak köpeğiyle kanka olmuştu... Fotoğrafta aynı kaptan su içiyorlardı... Her akşamüstü iskeleden limana yan yana yürüyüş yapıyorlarmış...

Ben hemen küsmek istemedim... Ne de olsa harika anılarımız vardı...

Erdek’e gittim, Osman’ı sordum. Gösterdiler.

Yine sahildeydi. Gerçekten de yanında bir köpek yatıyordu, onun kadar sevimli...

Bu kez üçümüz yürüyüşe çıktık.

Sonra güneş battı, gemim kalkıyordu. Dönmem gerekiyordu...

Son kez boynuna sarıldım...

Erdek’li balıkçı Halil’den zaman zaman haberlerini aldım. Bir buçuk yıl sonra Halil aradı. “Başımız sağ olsun” dedi.
Bir balıkçı teknesinin ardında giderken motora kapılmıştı.
Bilen bilir, arkadaş kaybetmek zordur. Çok özlüyorum onu.

 

10.008.2011

Mutlu Tönbekici

http://haber.gazetevatan.com/Haber/393491/1/Gundem

 

Son Güncelleme ( Perşembe, 11 Ağustos 2011 15:15 )


Warning: mkdir() [function.mkdir]: Permission denied in /home/haytap/public_html/modules/mod_janews/helper.php on line 108

Umut Oran'dan Köpeği İçin Veda Yazısı - BEKİR COŞKUN

Umut Oran'dan Köpeği İçin Veda Yazısı - BEKİR COŞKUN

İLAN

O   “veda” ilanı Hürriyet’te yayınlandığı gün, iyi insanlar birbirlerine haber verdiler.

İlan, ikinci gün hemen hemen tüm gazetelerin birinci sayfalarına haber olmuştu.

Hem ilanı, hem haberi okuyanlar donup kaldılar.

İlan, ikinci gün hemen hemen tüm gazetelerin birinci sayfalarına haber olmuştu.

Hem ilanı, hem haberi okuyanlar donup kaldılar.

Yürekli bir işadamı Umut Oran’ın, 16 yıllık arkadaşı Oskar’dan ayrılışının “Vefalı dosta veda ve teşekkür” diye başlayan ilanıydı bu:

“...Gece gündüz, karda, kışta... Hayat arkadaşım köpeğim, sadık, sabırlı, sevgili Oskar’ımı kaybettim…”

Bu ilanın tüm ülkeyi etkilemesinin sebebi neydi?

 
Her gün birçok ölüm ilanı yayınlanan gazetenin bu ilanı niçin anneleri-çocukları ağlatmış, en katı erkeklerin gözleri dolmuştu?Niçin medya tekrar tekrar verdi o ilanı?Ben bu pazar niye “ilan”ı yazıyorum?

(………)Çünkü o ilan hepimizin adınaydı.

Devletin, bireylerin, toplumun, irili ufaklı hemen hemen tümümüzün bir ortak suçu karşısında, küçük bir “düzeltme” gibiydi.

Ulusal merhametsizliğimiz ve acımasızlığımız karşısında, bir “özür dileme” yerine geçti Oskar’ın ilanı.

Sanki insanlara    “Yapmayın…” diyordu:

“…Herkesin imkánı kadar, kapısının önünde ya da yolda gördüğü köpeklere-kedilere, sadece duyarlılık ve sorumluluk göstererek bir lokma yiyecek, bir yudum su vermesi…”

Bunu istiyordu ilan.

Ve o ilan bize her şeyi olan zengin bir işadamına, bir köpeğin verdiği en değerli servetin öyküsünü anlatıyordu:

“…Onlara göstereceğiniz küçük bir ilgi, biraz şefkat, size misli fazlasıyla sevgi ve sadakat olarak geri dönecek… Bundan duyacağınız manevi haz inanın asla vazgeçemeyeceğiniz çok farklı bir duygu olacaktır…”

İşte böyleydi Oskar’ın ölüm ilanı.


17 yıllık arkadaşımdan ayrıldığım, onun tasmasını okşayıp son yastığını kokladığım günlerde, 16 yıllık bir başka dostluğun gazete sayfalarındaki öyküsü sadece beni etkilememişti.


Türkiye’yi sarıp sarmalamıştı.Dilden dile, elden ele dolanıp durdu. Sanki bir ulusun tozlanmış o sevgi ve merhamet duygularının kıpırdayışının ilk duyurusu gibiydi Oskar’ın ilanı.

17 yıllık arkadaşımdan ayrıldığım, onun tasmasını okşayıp son yastığını kokladığım günlerde, 16 yıllık bir başka dostluğun gazete sayfalarındaki öyküsü sadece beni etkilememişti.

Türkiye’yi sarıp sarmalamıştı.

Dilden dile, elden ele dolanıp durdu. 

Sanki bir ulusun tozlanmış o sevgi ve merhamet duygularının kıpırdayışının ilk duyurusu gibiydi Oskar’ın ilanı.


BEKİR COŞKUN


Son Güncelleme ( Çarşamba, 11 Nisan 2012 08:22 )

Sayfa 2 > 26

www.mujo.in Blog | Güncel Bilgi, Haber, Müzik, Oyun, Film, Dizi, Fragman izle www.cyber-attackers.org Cyber Attackers Team Black Hats Community Turkish Hackers