KÜRK GERÇEĞİNDE YAPTIKLARIMIZ

Hayvan Haklarında En Büyük Zararı Bülent Ersoy Veriyor

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ahmet Kemal Şenpolat, hayvan hakları yasasının çıkması için yıllardır mücadele veriyor. Kendisini hayvan hakları savunucusu olarak adlandıran Şenpolat’a göre bu mücadeleye en çok zararı giydiği kürklerle gündeme gelmeyi başaran Bülent Ersoy veriyor

Avukat Ahmet Kemal Şenpolat, bir hayvan hakları savunucusu. Aynı zamanda da Hayvan Hakları Federasyonu (HAYTAP) Başkanı. Yıllardır hayvanların haklarını korumak için hukuk mücadelesi veriyor. Bu yılların birikimini 111 Soruda Hayvan Hakları kitabında topladı. Kitap, bu mücadeleye  omuz vermek isteyenler için bir pusula. Hayvan Hakları Kanunu’nun nasıl olmasından tutun da, hayvanları hayvan severlerden bile korumanın gerekliliğine değin geniş bir bilgi kaynağı. Geliri de HAYTAP’ın projelerine aktarılacak...

Öncelikle kitabı neden yazdınız?

Ben bu işin içine girdikten sonra, hayvan haklarıyla ilgilenen kişilerin bilgisiz olduğunu fark ettim. Hayvan severler sadece kedi ve köpek sevmek kısmına odaklandığından bürokratik kısma girmek istemiyorlar. Ben de bana en çok sorulan 11 soruyu derledim. Bu mücadeleye girmek isteyen insanlara yardımcı olabilecek bir kaynak. Bu iş kedi ve köpekleri sevmekle, onlara mama vermekle sınırlı değil.

Hayvan haklarını korumak için en çok yapılan hata nedir?

İnsanların internette aklına ilk gelen şey savcılığa suç duyurusunda bulunmak. Bir hayvan zehirlendiği zaman savcıya giderseniz, dosyaya dokunmaz. Orman ve Su İşleri Müdürlüğü yetkili makam bu konularda. Savcılığa başvurmanın itfaiyeye başvurmaktan farkı yok. Yasayı da değiştirmeye çalışıyoruz. Hayvanlara kötü muamelenin Kabahatler Kanunu kapsamdan çıkarılmasını ve suç olarak düşünülmesini istiyoruz.

Doğrusu hayvanlarla ilgili konuların savcılık tarafından değerlendirilmesi mi?

Doğrusu bu, evet. HAYTAP’ın yaptığı mücadele de bunu gerçekleştirmek. Şu an bir şey olduğunda gidemiyorsunuz savcılığa. Nereye gidileceğini bilmemiz gerekiyor. Bir petshop’un kapatılmasıyla ilgili ya da bir hayvanat bahçesindeki durumla ilgili kitap ne yapabileceğinizi anlatıyor.

Hak savunucusuyum

Siz bu kitabı hayvan sever olduğunuz için mi, hak savunucusu olduğunuz için mi yazdınız?

Hak savunucusu olduğum için. Sevmek, bir duygu belirtisi. Öfke ve nefret gibi… Benim duygularla çok işim yok. Ben beyinle ilgili olan bölümdeyim. Siz yüreğinizle hareket ettiğiniz zaman da çoğu kez doğru karar alamıyorsunuz. O duygusal figanla yanlış reaksiyonlar da verebiliyorsunuz. Dilekçe içeriği de yanlış olabiliyor. Bir sonuç elde edilemiyor.

Peki, sizce Türkiye toplumu hayvanlarla doğru iletişim kurmaya çalışıyor mu?

Irk üzerinden bir ayrım yapmayı kabul etmiyorum. Hayvan haklarında milliyetçiliği kabul etmiyoruz. “Türk şöyledir, Finlandiyalı böyledir” demek istemiyorum. Bizim için önemli olan şu; İspanya’da boğa güreşini seven de var, karşı çıkan da var. İspanya’nın tamamı için hayvan düşmanı diyemeyiz.

Tüm insanlık için sorayım aynı soruyu öyleyse…

Hayvanların merhameti olmadığını, konuşamadığını, aklı olmadığını söylemek abesle iştigal. Bir yunusun sonar algısına halen mevcut teknolojiyle ulaşamıyoruz. Bir ineğin yavrusu ölürken gözyaşı dökmesi merhametli olduğunu gösterir. İnsanoğlu bunu görmek istemiyor.

“Bu kadar aç insan varken, neden hayvan haklarıyla ilgileniyorsunuz” sorusuyla çok karşılaşıyorsunuz değil mi?

Her gün haberlerde üç yaşında çocuğa tecavüz etmiş insanı, katilleri okuyoruz, izliyoruz. Bunu yapanlar hayvan değil. 80 bine yakın dernek var Türkiye’de. Yüzde 11’una yakını insanlarla ilgili. Demek ki ya bu derneklerde çalışanlar yeteri kadar iş yapmıyorlar, ya da biz çok iyi iş yapıyoruz ve yapmış olduğumuz çalışmalar göze batıyor. Aynı mantıkla arkeoloji müzelerini de kapatalım. “Türkiye’de bir sürü çocuk aç, orada çanak çömlek sergileniyor” mu diyeceğiz.

Erdoğan, 2 saat bİzİ dinledİ

Hayvan hakları yasasının nasıl olması gerekiyor? Basit olarak anlatmanızı istesem…

Türkiye’de ilk defa hayvan hakları yasası, 2012’de o sırada Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan’a anlatıldı. Toplantı 2 saat sürdü. Bu Türkiye’de ilk defa oldu. Orada, bu yasanın değişmesi gerektiği anlatıldı. Kapalı alanda sigara içen adama verilen cezayla, hayvana tecavüz edilen adama aynı ceza veriliyor. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Hayvana kötü muamelenin suç olması lazım. Hayvanı öldüren kişiye suçlu demelisiniz.

Hayvanları hayvan severlerden bile korumak gerekiyor diyorsunuz kitapta. Neden?

Hayvan haklarının imajı Türkiye gibi ülkelerde çok iyi değil. Yanlış insanlarla ve bilgilerle, mevzuatı bilmeden, saçma sapan giyim kuşamla bu mücadeleyi verdiğiniz zaman farkında olmadan hayvanlara da zarar veriyorsunuz. Mesela hayvan severler ‘Barınak’ kelimesini çok kullanırlar. Halbuki barınak diye bir şey yok, ‘Bakım evi’ var. Bakım evi içerik anlamıyla muhtaç olan hayvanın bakım görmesi anlamına geliyor. ‘Barınak’ diyerek hiç bilmeyen insana hayvan hapishanesi kurdurtuluyor.

Hayvan tİcaretİ yasaklansın

Kamuoyunda petshop’larla ilgili çok haber yayınlanıyor. Nedir petshop’lardaki durum?

Yasanın değişmesini istediğimiz maddelerinden bir tanesi de, hayvan ticaretinin olmaması. Türkiye gibi ülkelerde çok fazla sokak hayvanı var. Dolayısıyla esasında popülasyonu bir şekilde yok etmeye çalışıyorsunuz ama kısırlaştırma da yapmıyorsunuz. Petshop denilen şey sadece camın arkası değil. Bir üretim çiftlikleri kuruyorlar. Üretimi teşvik ediyorlar. Sonra da önünü alamıyorsunuz.

Bir de hayvanat bahçeleri meselesi var…

Hiçbir canın demir kafes ardında olmasını kabul etmiyoruz. Bu işten distribütör, belediye başkanı para kazanıyor. Hayvanın doğal yaşam dürtüsüne aykırı bir ortam yaratılıyor. Siz niye belediyenizin sınırları içerisindeki aç çocuklara bakmıyorsunuz da, aslana kaplana o kadar para verip getiriyorsunuz? Daha kapının önündeki kedilere bakamazken, zürafaya bakmaya çalışıyorlar.

Kısırlaştırmak doğru yöntem mi? O da hayvanın doğallığını bozuyor sonuçta...

Esasında belki olmaması gereken bir şey. Ama bizdeki popülasyon o kadar fazla ki, sadece İstanbul’da 150 ile 200 bin arası sokak hayvanı var. Bunların çoğunu görmüyoruz çünkü merkezde değiller. Bu artan popülasyon da insanlara zarar veriyor. Doğurganlığın durması gerekiyor. 6 çift hayvan 6 yılda 60 bin hayvan ortaya çıkarıyor. Petshop’ları, üretim çiftlikleri kapatmadığınız sürece, kısırlaştırmanın da çok anlamı olmuyor.

Eskişehir’de üniversite öğrencisi Mustafa Can Aksoy’a kedi öldürmekten dolayı 3 yıl ceza verilmişti. O olayın farklılığı neydi?

O hayvanlar sahipliydi. Sahipli olduğu için hayvana yapılan ezadan dolayı ceza verildi. Hayvan orada bir mülkiyet olarak değerlendirildiği için. Sahipsiz olsaydı o kedi, yargılama olmayacaktı.

Şu anda ne durumda yasa?

Dört parti tarafından nadir olarak desteklenen yasalardan bir tanesi. Şu anda Genel Kurul’da el kaldırılmayı bekliyor. Teknik ve bürokratik kısımların çoğunda ilerleme kaydedildi.

Hem severim hem yerim demek olmaz

HAYTAP’ı büyüten unsurlar nelerdi?

Tabiiki de ödün vermediğimiz STK çalışması , ekip çalışması ve doğru insanları keşfedip onlarla çalışma. Sanatçılar yanınıza geldiğinde, daha önceden yapmış olduğunuz halkla ilişkiler çalışmaları , örgütlü çalışmalar  kesinlikle etkili oluyor. Yasa değişikliği ile ilk teklifi sunduğumuz zaman Orman ve Su İşleri Bakanlığı reddediyordu. Sonradan kamuoyu yaratılmasının ardından mesaj alındı ve değiştiriyoruz denildi. Yürüyüşler yapıldı, çok çalışıldı.

Bu mücadelede en çok kimden zarar gördünüz?

Bülent Ersoy en çok zarar verenlerden bir tanesi. Kürkü giyiyor, muhtemelen kedisi ya da köpeği de vardır. Böyle bir şey olamaz. Temel şeylerde ortak olmamız lazım. Kürk giymemelisiniz. Rol model olan insanların bu şekilde davranması yanlış. Sadece kendi hayvanlarını seven insanlar da zarar verebiliyor.

Vejetaryanlık dayatmıyoruz

Hayvan haklarını savunan kişi vejetaryen olmak zorunda mı?

Ben vejetaryenim. Zorunda değil. Ama olursa fena olmaz.

HAYTAP’ın yönetim kurulu ağırlıklı olarak vejetaryen mi?

Yönetim kurulu ağırlıklı olarak vejetaryen. Ama hiçbir baskı yok. Vejetaryen olunduğu zaman hayvan hakları savunuculuğu daha şık duruyor. İkileme düşmüyorsunuz. Hem severim hem yerim demek hayatın olağan akışına pek uygun değil.