DON KİŞOT’UN KÖŞESİ

Hayvan Hakları İle İlgil Av.Şenpolat İle Söyleşi-2010

  • A+
  • A-

1) Dilerseniz önce dünyadaki durumdan başlayalım. Dünyanın hayvan hakları konusunda hangi aşamada olduğunu düşünüyorsunuz? İnsanların hayvanlara bakışı 21. yüzyılda yasalar, sivil toplum örgütleri, toplumsal bilinç bakımından nasıl değerlendirilebilir?

En batısından en doğusuna kadar dünyada hayvan hakları konusunda bir ülkenin diğerine üstün olduğunu söylemek çok zor. Bu konuda hassas görünen, gelişmiş ülkelerde pembe medya haberleri verilerek sanki onların daha hassas olduğu gösterilmeye çalışılıyor. Amerika’da Kanada’da ya da Avrupa ülkelerinde insanlar kendi, cins hayvanlarıyla medyada görünüyorlar, oysa ki Kanada fok katliamı ile, İskandinav ülkeleri ve Japonya yunus ve balinalara yaptıklarıyla, İspanya boğa güreşleriyle sınıfta kalıyor. ABD’de her yıl, cins merakı, evimi değiştiriyorum, bu modelden sıkıldım, eski sevgilimi hatırlatıyor gibi nedenlerle, ötenaziyi hiçbir şekilde hak etmeyen sapa sağlam yaklaşık 12 milyon evcil hayvan uyutuluyor. Aslına bakarsanız sınıfı geçmiş ülke pek yok, fakat dünyada hayvan hakları savunucularının çok iyi örgütlenmiş olduğu ülkeler var. Sivil toplum örgütleri bu katliamların çoğunu engellemekte ya da kamuoyunda bir bilinç oluşturmakta başarılı sayılabilir ve hatta bir nebze frene basılmasını sağlayabiliyorlar diyebiliriz. Hayvanların üzerinden elde edilen rantın büyüklüğünü ve gücünü, maalesef biz arka planı görenler fark edebiliyoruz. Örneğin ABD’de sözünü ettiğimiz evcil hayvanlar çok büyük bir ticari rant piyasasını oluşturuyor. Bugün bu ülkede irili ufaklı çoğu yasa dışı 10.000 evcil hayvan üretim çiftliği olduğu söyleniyor. Ya da kürk ticaretinin büyüklüğü, avlaklar, hayvanat bahçeleri, sirkler, yunus gösteri merkezleri, mezbahalar, bunları düşününce, inanılmaz büyük bir ekonomi hayvanların üzerinde dönüyor. Sivil toplum örgütleri de böyle büyük bir ekonominin karşısında seslerini örgütlenerek toplumdaki duyarlılığı artırarak ve kapalı gözleri açarak duyurmaya çalışıyorlar. Karşılaştığımız en büyük üç sorun ise aşamalı olarak karşımıza çıkıyor. Önce gülüp alay etme aşaması , belirli bir süre sonra karşı koyup reddetme ve daha sonra da yaptıklarımızı yaşananları kabul edip takdir etme ve işin içine dahil olma aşaması. Sanrım herkes bu üç aşamada dünyanın heryerinde geçiyor.


2)  Toplumsal bilinç ve sivil toplum örgütleri bakımından biz ne durumdayız?

Birçok toplumsal bilinç ya da örgütlenme alanında olduğu gibi bu konuda da çok gerideyiz. Öncelikle bizim toplumumuz “önce insan” diyerek hayvanı ve çevreyi yok sayıyor, ikincisi ise  1980 sonrası depolitize edilmiş bir toplumuz. Örgütlenemediğiniz zaman var devletin karşısında bir güç olarak  kabul edilmiyorsunuz . Muhatap alınmıyorsunuz .Devletin eksik ve yanlış uygulamalarını denetleme, eleştirme şansınız olmuyor. Bizim federasyonu oluşturma sebebimiz de zaten budur. Bu konuda çalışan farklı kentlerdeki dernekleri güçlü bir ses , bilimsel bir çatı altında birleştirerek kurumsal bir sivil toplum örgütü  haline gelmek. Bilinçli bir ses olmak. Siz petshopları, yurtdışından kaçak gelen hayvanları engelleyemediğiniz sürece sadece sonucu sokak hayvanlarının sonucu olarak görüp onları  toplu katliamlara tabi tuttuğunuz sürece uygarlık savaşında olduğunuz yerde sayarsınız.  Öncelikle tesbiti doğru yapıp musluğu vanadan kapatmanın gerekliliğini idari makamlara anlatmak gerekiyor. Bunu Avukat Ahmet Kemal Şenpolat olarak anlatmanızın faydası yok. Bakanlıklarda, medyada, internette, kamusal alanlarda, yazılarla, videolarla, görsellerle, müftülükle ve tüm sivil toplum örgütleriyle işbirliği içinde çalışmak ve bunu örgütlü  bir profesyonellikle yapmak gerekiyor. Diğer ülkelerde bunlar  yıllar önce yapılmaya başlanmış olduğundan ve maddi imkânları nedeniyle, şu anda hayvan hakları ve çevre duyarlılığı bakımından bir baskı unsuru oluşturabilmek açısından çok çok daha iyi durumdalar.  Bunu kabul etmemiz gerekir.

3)   Bizde durum anlaşılan biraz farklı. Görüntüde bile pek yol almış sayılmayız. 2004’te yürürlüğe giren 5199 sayılı Hayvanları Koruma Yasası’nın sorunları olduğunu yıllardır anlatmaya çalışıyorsunuz. Yasadaki sorunlardan söz edebilir misiniz? Meclis’te bu konudaki çalışmaların son durumu nedir?

Yürürlükteki kanunlarımıza göre, hayvanlara yapılan kötü muameleler suç olarak görülmüyor. Hayvanlara yapılan tüm eziyetler maalesef nedenini anlayamadığımız bir şekilde kabahatlar kanunu kapsamına giriyor. Dolayısıyla il çevre müdürlükleri ya da kaymakamlıklar  da ancak idari para cezası gibi bir yaptırım uygulayabiliyor. Mahkemeler veya savcılar ne kadar hayvan hakları savunucusu olurlarsa olsunlar, bu konularla ilgilenemiyorlar, gözleri değil, elleri bağlı diyorum ben bu duruma. Düşünebiliyor musunuz, kapalı yerde sigara içmekle bir hayvana tecavüz etmek neredeyse aynı şekilde yaptırımlanıyor. Bugün bir hayvana eziyet eden yarın tekrar tekrar yapabiliyor ve mahkemeye çıkmadığı için sabıka kaydı oluşmuyor. Bu durumda bir köpeğe işkence eden, kedinin gözüne asit döken, psikolojik tedaviye ihtiyacı olan biriyle aynı işyerinde çalışabiliyorsunuz. İstatistiki araştırmalar şunu gösteriyor ki, hayvanlara işkence ve eziyet edenler insanlara da aynını yapabiliyor. Aslında durumun absürdlüğünü vurgulamak için bir de şu örneği vermek lazım, eğer sahibi olduğunuz cins köpeğinize komşunuz zarar verirse, o zaman ekonomik değeri olan malınıza zarar vermek suçundan komşunuzu dava edebiliyorsunuz. Çünkü cins hayvanınız sizin faturalı malınız. Masa, sandalyedeki eksilme değeri ile hayvandaki eksilme değerine aynı bakış açısıyla bakılıyor. Bizim hazırladığımız ve meclise götürdüğümüz bir yasa teklifimiz var. Asıl olan bu olayların kabahat olmaktan çıkıp Ceza Kanunları  içine dahil edilmesi. Suçlunun mahkemeye çıkması ve sabıkasına işlenmesi . Her türlü detayıyla titizlikle uğraşılmış bir taslak çalışma ve şu anda üç farklı partinin de milletvekilleri bizimle yasanın değişmesi  konusunda hem fikir. Fakat milletvekilleri de dosyayı ön sıralara taşımak için desteğe ihtiyaç duyuyor. Bugüne kadar Ankara’nın önüne getirilmiş en masum istem bu  diye düşünüyorum. Türkiye o kadar dinamik bir ülke ki, sıranın hayvan haklarına gelmesi için ne yazık ki, infial yaratacak bir hayvan hakkı ihlalinin gerçekleşmesi, ko-medyanın konuyla günlerce ilgilenmesi gerekiyor. Birçok sorunumuzu halledememiş bir ülkeyiz. Gönül isterdi ki, 70’li yıllarda bunlar yapılmış olsun, sivil toplum örgütlerinin görüşü alınmış olsun, kanun çıkmış olsun, biz şimdi başka konularla ilgilenelim, mesela deneylerde kullanılan hayvanları,  hayvanat bahçelerindeki doğal ortamından zorla koparılan hayvancıkları tartışalım.

4)   Öteki ülkelerdeki yasalar nasıl? Örnek alınabilecekler...

Gelişmiş olarak tabir edilen, öyle diyelim, ülkelerde hayvanlara karşı işlenmiş suçlara hapis cezaları uygulanıyor. Bu ülkelerde ilgili eylemler suç kabul edildiği için ceza kanunu kapsamına giriyor ve sabıka kaydı, hücre cezası, hapis cezası , yüksek para cezaları ve en önemlisi ardından suçlunun rehabilitasyon merkezlerine gönderilmesi gibi durumlar söz konusu. Yasalar bu ülkelerde bireysel suçlarda oldukça etkili. Fakat toplu katliamları engelleyemiyor. Kanada’da yine foklar öldürülüyor, Japonya’da yine balinalar avlanıyor, mezbahalarda vahşice öldürülen hayvan sayısı her geçen gün artıyor. Çünkü hayvanların üzerinden elde edilen gelir çok fazla ve hükümetler de bunu görmezden geliyorlar. Bu durumda yasaların uygulanmasını sağlamak için sivil toplum örgütleri kamuoyu baskısıyla yaptırımların artırılması için baskı kurmaya  çalışıyor. Hükümetlerin yapmak istemediklerini hatırlatma görevini yerine getiriyor. Burada gelişmiş ülkelerdeki bu kuvvetli baskı gruplarının gücünün bizdekinden kat kat üstün odluğunu kabul etmemiz gerekiyor.


5)  Yasalar ideal de olsalar sorunu çözemeyebiliyor. Belki de asıl olan toplumsal bilinç oluşturma konusunda federasyon ya da yasa koyucular tarafından nasıl bir planlama yapılıyor?

 

Burada gene sivil toplum örgütlerine görev düşüyor. Çünkü yasa çıkarmakla olmuyor. Yasayla beraber tasanın da olması gerekiyor. Peki tasayı nasıl oluşturacaksanız, yani toplumda
farkındalığı nasıl yaratacaksınız? Biz bununla ilgili çalışıyoruz. Web sitemizden de izlenebilir, eğitim çalışmalarımız, billboard uygulamalarımız, dağıttığımız broşürlerimiz, kampanyalarımız var. Okullara gidip anlatmak, medyada yer edinebilmek, rol model olmuş sanatçılarla ya da ünlü kişilerle çalışmak, konusu farklı diğer sivil toplum örgütleriyle işbirlikleri yapmak , müftülerle görüşmek kısaca halkla ilişkileri profesyonelce organize etmek gerekiyor. Muhtarla, köylüyle onların dilinden konuşup anlatmak gerekiyor. Belki dini broşürler yapacaksınız, hadislerden yararlanacaksınız. Ütopik ve toplumdan kopuk bir şekilde hayvan hakları bilincini oluşturmaya çalışmak hiçbir işe yaramaz. Örneğin billboardlarda mutlaka yerel belediyenin logosunu da kullanırız. Böylelikle belediyenin de desteğinin alınmış olduğu anlaşılır. Toplum desteği olmadan hiçbir şey yapamazsınız. Sadece bir grup insan olarak “hayvanları sevme ve besleme güdünüzü”  tatmin etmiş olursunuz. Devlet de sizi hobi sahibi bir grup insan olarak görür  o zaman. Ülkede bu kadar sorun varken hobi gibi gördüğü bir işle de devlet kafa yormaz . Olayın hassasiyetinin farkına varmaz.  Biz de en çok bu yanlış anlaşılmadan çekiyoruz maalesef. Bu yüzden örgütlenme ve ciddi bir muhatap haline gelmek çok önemli. Zaten bugüne kadar yapılan yanlışlar bize bundan böyle yapmamamız gerekenleri öğretti .Belediyelere düşen görevler de aynı aslında. Örneğin ölüm kampı haline gelmiş hayvan bakımevlerinin  halini biliyorsunuz. Tam donanımlı hayvan bakımevleri olarak şekillenmeli barınaklar. Ama bu kötü durumu onlara uygun bir dilde anlatabilmelisiniz. Bunu da tek başınıza anlatırsanız sizi pek dinlemezler. Karşılarında bu işi bilen gönüllü bilimsel metotlarla çalışan takım ruhu olan bir örgüt görmek isterler.  Devlet karşısında böyle bir yönlendirici mekanizma da göremeyince ( çok da meraklı değil hani ) , onca işinin arasında işi yapmak olsun adına kendi kafasına göre arabesk çözümler  üretiyor.
Ama ne yazık ki, çoğu belediye toplu zehirlemelerden öteye geçemiyor. Tarihimiz bu tip toplu katliamlarla dolu ve sonuç alınamadığı da apaçık ortada. Çözümün maliyeti dikkat ederseniz sorunun külfetinden daha ucuz. Ama bunu idari makamlara gösterebilmek marifet işte. Diğer yandan sadece sokak hayvanları da değil konumuz. Sirklerin, petshopların, hayvanat bahçelerinin, avcılığın, mezbahaların , kürk çiftliklerinin denetlenmesi hatta yasaklanması  konusunda da işbirliği yapılması gerekiyor. Hayvan üzerinden rant kazananların karşısında daha güçlü durabilmek için sivil toplum örgütünün devletle yan yana, devletin sağladığı olanaklarla  da çalışabilmesi gerekiyor.

6)  Türkiye’de en çok hangi hayvanlara eziyet ediliyor? Av hayvanları, sokak hayvanları, mezbahadakiler, satışa sunulmuş hayvanlar, ev hayvanları, eğlence ya da yarış için kullanılan hayvanlar?.


Aslında bu soruya yanıt  vermek çok zor çünkü bu ölçebileceğimiz bir şey değil. Belki gözümüzün önünde oldukları için sokak hayvanlar gibi gelebilir ama ormandakiler de biz insanlardan fazlasıyla çekiyordur. Mezbahada kesilmeyi bekleyen anasından ayrılmış danalar, hayvanat bahçelerindeki doğal yaşam ortamından koparılmış kafes arkasındaki hayvanlar, aç kalarak terbiye edilen sirklerdeki filler,  her an kaçma güdüsüyle yaşayan tetikteki av hayvanları, klorlu sularda yaşamaya çalışan gösteri yunusları, doping verilen yarış atları, 5 kişinin bindiği fayton çeken çelimsiz atlar, labaorutavarlardaki deney hayvanları, petshoplarda satışa sunulmuş hayvanlar. Hangisinin ne kadar çektiğini teraziye koysak tartamayız. Bana kalırsa hayvanların  insanoğlunun  olduğu her yerden var güçleriyle kaçmaları gerekiyor.  Ama bu insan nüfus artışıyla kaçacak yerleri de kalmadı. İşte bizim felsemiz burada başlıyor. Güçlü olup güçsüzlere yardım edeceksin. Tek başına örneğin vejetaryan olmak bunun için yeterli değil. Takım halinde çalışabilecek güçlü bir kadroyla , işte belki bir federasyonla bunun olabileceğini düşünüyoruz.


7)  Bir de insana karşı veya hayvana karşı işlenen suçların eşitliği konusu var. Bu da içinden çıkılması kolay bir sorun değil belki. Siz bir hukukçu olarak nasıl görüyorsunuz?

Bence sorgulanabilir. Tolstoy’un bir lafı var. Hayvan öldürmekle insan öldürmek arası bir adım. Leonardo Da Vinci, 1500’lü yıllarda hayvan öldürmek bir gün insan öldürmekle aynı suç kapsamına girecek, diyor. ABD’de seri cinayet işleyenler arasında yapılan araştırmada, bu insanların yüzde 90’ının geçmişlerinde hayvanlara da eziyet ettikleri, onları öldürdükleri görülmüş. Aslında hayvan haklarını korumak adına bir suç eşitliğinden bahsederken, potansiyel bir suçluyu toplum içinde barındırıp barındırmayacağınıza karar veriyorsunuz. Ama bizim toplumumuzda on adım sonrasını görmek kabul edilmediği için, satranç yerine tavla oynayarak büyüdüğümüz için bu olası tehlikeleri  de göremiyoruz. Zaten hayvanlara huzur ve mutluluk vermeyen bir toplumun kendisi de huzur bulamıyor.

8) Vejetaryenliğe bakışınız nasıl? Hayvan haklarını savunan birisi vejetaryen olmayabilir mi?

Bizim vejetaryen olmayan birçok arkadaşımız var. Ama genelde hayvan hakları savunucuları zaman içinde vejetaryen oluyor.  Başlangıçta olmasalar bile işin içine girdikçe kademeli olarak oluyorlar. Örneğin, önce kürk giymeye karşı oluyorsunuz, sonra avcılığa karşı oluyorsunuz, sonra kırmızı  et yememeye başlıyorsunuz, sonra da beyaz et. Bir yerden başlıyorsunuz mutlaka. Örneğin , bir gösteri merkezinde şartları görmüş olabilirsiniz, ama sonra fark edersiniz ki mezbahadakiler çok daha kötü durumda. Ayrıca şunu da söylemek lazım, tek başına vejetaryenlik de hayvan haklarına hizmet etmez. Okyanustaki bir damla gibi kalırsınız. Kurumsal bir çatı altında örgütlü profesyonel katkının ancak çevre ve hayvanlara faydası olur. Tek başınıza takılmak , sadece kendi ruhunuzu tatmin etmektir. Sizin tek başınıza vejetaryan olmanız da hayvan hakları mücadelesi içinde olduğunuzu göstermekz. Bu ayrımı iyi yapmak gerekir.
Biz HAYTAP Hayvan Hakları Federasyonu olarak mücadele edecek insanları aramıza almayı tercih ediyoruz. Ancak bu takım çalışmasını yapabilirseniz bir başarı elde edersiniz. Yoksa tek başınıza et yememişsiniz , kürk giymemişsiniz , örgütlenememiş olduktan sonra kişisel bilincin meyvesidir. O arkadaşlarımızın da zaten ne olursa olsun biraz daha taşın altına ellerini koymalarını istiyoruz.

9) Siz vejetaryen misiniz?

Vejetaryenim ve herkese tavsiye ederim. Zaten insan doğuştan otoburdur. Suyu yalayarak içen hayvanlar ( kedi köpek aslan kaplan ) etobur, emerek içenler ( kuzu , inek , geyik vs ) otoburdur diye bir tez var ve ben bunu çok tutuyorum. Dünyada milyonlarca insan halen vejetaryen besleniyor. Bu konuda şimdiye kadar ot yiyor diye sağlık sorunu yaşayan insan da görmedim. Tersine et tüketiminden dolayı rahatsızlanan ise çok gördüm. Diğer yandan dahi olarak kabul edilen

Einstein , Leonardo Da Vinci , Galileo , Edison ; Rousseau , Newton gibi bir çok insan et yememiştir. Böyle bir tesadüf olabilir mi ?  Hiçbirisi midesinde hayvan mezarlığı olsun istemedi diye yorumluyorum ben bunu. Dikkat edin, genelde insanlar hayvanların yavrularını yer. İnek değil de dana kuşbaşı isterler. Örneğin  koyun yerine  kuzu gerdan yemeği tercih ederler. Çünkü Yaşlı hayvan eti lezzetli olmaz. Bir hayvanın yavrusu daha lezzetlidir. İnsanoğlu damak tadını böyle tesbit etmiş. Bu hayvanların da annelik duyguları var ve gözleri yaşaran memeli hayvanlar bunlar. Bir koyunun yanından yavrusunu aldığınız zaman anlarsınız ne demek istediğimi. Bunun adı düpedüz gasptır. Hangi hakla bir hayvanın yavrusunu alıp onun boğazını kesip, yiyebilirsiniz. Bütün dillerde “et” ile “hayvan” kelimesi farklı kelimelerdir. Kendinizi kandırarak Et yiyorum, dersiniz, hayvan yiyorum, demezsiniz. Onu yenebilecek hale getirme oyunundan başka bir şey değildir bu, çünkü yediğiniz düpedüz hayvan ölüsüdür. Hayatımızın bir çok alanında olduğu gibi bunu da pek sorgulamıyorsunuz ve alışılageldiği gibi yaşıyorsunuz. Ama doğanın kanunu böyle diyorlar. O kanun etobur hayvanlar için ve ihtiyaçları kadar geçerli. Tok bir aslan ya da kaplan geyiğe saldırmaz. Depolamak ihtiyaçtan fazlasını tüketmeye çalışmak yine biz insanoğlunun en büyük günahlarından biridir.  Voltaire’in dediği gibi,  ya konuşabilselerdi acaba onları yiyebilir miydik?

NİSAN 2010

Haytap Yönetim Kurulu Başkanı

 

  • Hayvan Hakları İle İlgil Av.Şenpolat İle Söyleşi-2010
  • Hayvan Hakları İle İlgil Av.Şenpolat İle Söyleşi-2010
  • Hayvan Hakları İle İlgil Av.Şenpolat İle Söyleşi-2010
  • Hayvan Hakları İle İlgil Av.Şenpolat İle Söyleşi-2010